Sosyal / Kültürel

Üzerine Dikkatimizi Verdiğimiz Şey Büyür

Eğitim Öğrenme Yöntemi Nasıl Olmalı

Üzerine dikkatimizi verdiğimiz şeye —iyi veya kötü fark etmeksizin— bir tür büyüme enerjisi veriyoruz; yönelimimizden besleniyor ve gelişiyor. Aynı zamanda çevremizdekiler bizde dikkatlerini neye veriyorlarsa, bizde de o şey büyüyüp gelişiyor. Bu gücü daha yakından tanımak gerektiğini düşünüyorsanız, hemen okumaya başlayın.

İftihar sözcüğünü en son birinden ne zaman duymuştunuz? Örneğin, biri sizinle iftihar ettiğini en son ne zaman söylemişti? Peki, iftihar sözcüğünü siz en son ne zaman kullandınız? Kendisiyle iftihar ettiğinizi en son kime söylediniz?

Bu sorgulamayı yaptığımızda, iftiharın günlük yaşamda pek kullandığımız bir sözcük olmadığını fark ediyoruz. Oysa iftihar etmek, aslında her birimizi derinden etkileyen eşsiz bir takdir ifadesi. Bakışlarımızı insanların iyi ve olumlu yanlarına çevirmenin, onlarla iftihar etmenin önemi üzerinde duracağım bu yazıda. Bu konunun yaşamsal öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Ama önce kısa bir öyküm var.

Bir sanal öğretmen öyküsü

Dijital medya üzerinden yıllar önce fotoğraflarımı ilk kez Google+ (Google Plus) üzerinden paylaşmaya başlamıştım. O zamanlar Google plus, küratörlüğünü üstlendiğimiz tematik grup sayfaları oluşturmamıza da imkân veriyordu. Dünyanın hemen her yanından katılan ve başlangıçta sayıları çok az olan fotoğrafsever, bu tematik gruplar sayesinde birbirleriyle tanışabiliyor, ortak çevreler oluşturarak paylaşımlarını izleyebiliyordu. Böylece yeni başlayan fotoğraf tutkunları dahi tematik gruplara gönderdikleri fotoğraflarına bolca yorum veya beğeni alabiliyordu.

Derken ben de birkaç fotoğraf grubu oluşturdum ve küratörlük yapmaya başladım. Bu arada benim gibi grup oluşturan diğer küratörlerin aktivitelerini de yakından izlemekteydim.

Çok geçmeden Landscape Photography (Manzara Fotoğrafçılığı) isimli grubu yöneten Margaret isimli küratörün fotoğraflara yazdığı yorumlar her defasında dikkatimi çekmeye başladı. Pek göz alıcı bir özelliği olmayan, hatta sıradan bir fotoğraf dahi olsa, Margaret grupta paylaşılan her fotoğrafta mutlaka güzel bir yan buluyor, o güzel yanı öne çıkaran yorumlar yazıyor, hatta fotoğrafçının başarısından övgü dolu sözlerle bahsediyordu.

Üzerine Dikkatimizi Verdiğimiz Şey

Fotoğraf tutkusunu ileri yaşlarına kadar sürdürebilmeyi başarmış olan Margaret, böylelikle güzel yorumları ile fotoğrafseverleri motive ederken, onu takip edenler ve grubuna katılanlar da hızla artıyordu. Margaret’in ustaca yaptığı yorumlar, aynı zamanda fotoğraf sahiplerinin kendisini başarılı ve iyi hissetmesini, daha çok fotoğraf çekip paylaşmasını ve fotoğrafçılığa daha çok ilgi duymasını sağlıyordu. Kısacası Margaret, fotoğrafçılığa ilgi duyanlara özgüven veriyor ve “ben bu işi başarıyorum” demelerini sağlıyordu. Şaşırtıcı biçimde kısa sürede Margaret’in takipçi sayısı onbinleri buldu.

Margaret’in yöntemi

Aslında küratörlük de buydu. Margaret’in uyguladığı yöntem, bir bakıma bu yazıda açıklamak istediğim, gelişmiş insanların ve uygar toplumların eğitim yönteminin bir özeti veya sembolü. Olumsuzluklara yönelmek yok, olumsuz geri bildirim yok! Küçümsemek, yermek, kınamak, hele kötülemek, asla ve asla yok. Yalnızca övgü ve iftihar etmek var.

Çünkü Margaret, yaşamda işleyen önemli bir kuralın farkındaydı:

Dikkatimizi neyin üzerine verirsek, o şey gelişir, büyür, güçlenir ve yaygınlaşır.

BakiKaracay.com

“Dikkatimizi neyin üzerine verirsek, o şey gelişir, büyür, güçlenir ve yaygınlaşır.”

Bir diğer ifadeyle “kime ve neye nasıl bakarsak, aslında öyle olmasına destek veriyoruz.”

Google plus 2019’da kapandı, ancak bu yazıyı kaleme almaya karar verdiğim günlerde Margaret, sözünü ettiğim grubunda fotoğrafa ilgi duyan on binlerce takipçisine özgüven ve ilham vermeye büyük bir tutkuyla devam ediyordu.

Kural son derece yalın ve etkili: Eğer bakışlarımızı bir kişinin iyi ve olumlu yanlarına çevirirsek, bunlar önemsiz bile olsa giderek büyür, gelişir ve güçlü oluncaya dek çoğalır, genişler, yaygınlaşır. Olumlu yanlar büyürken, diğer taraftan yaşam alanı daralan zayıflık veya olumsuzluklar da önemsizleşir ve zamanla gözden kaybolur. Bireyler için olduğu kadar, toplumlar için de geçerli bu kural.

Daha önce #Düşündüren Yazılar ve #Uygarlık Yolunda etiketleriyle yazdıklarımı okuyanlar hatırlayacaktır. “Kötülükle Mücadele Etmenin En İyi Yolu” başlıklı yazımda da iyi yönde bir değişim yaratmak istiyorsak, insanlara ne kadar kötü, hatalı vb. olduklarını söylemekten vazgeçip, onlara nasıl daha iyi biri olacaklarının bilgisini vermeyi seçmemiz gerektiği konusu üzerinde durmuştum.

Margaret sadece baktığı fotoğraflardaki güzellikleri görmüyordu. Güzellikleri görmek aynı zamanda Margaret’in seçimiydi. Paylaşılan fotoğrafların güzel yanını öne çıkarmak, onları daha dikkat çekici hale getirmek ve böylece diğer insanların dikkatlerini de o güzel yanlar üzerine çekmek onun seçimiydi. Çünkü insanların üzerine dikkatini verdiği şey büyüyordu. Ve bu seçimleri, insanları onunla birlikte daha ileriye çekip götürüyordu.

Uygar dünyanın kullandığı yöntem

Margaret’in yorumlarını okuyan diğer fotoğrafseverler de aslında bir şekilde bu gizemli gücün farkındaydılar. Fotoğraflarını onun gibi insanların yorumlamasını, çevrelerinde o türden insanların olmasını istiyorlar, o nedenle, Margaret’in fotoğraf grubuna katılanların sayısı hızla artıyordu. Onların niteliklerine ve kapasitesine inanan insanların çevrelerinde olmasının öneminin içten içe herkes farkındaydı. Bu yolla etkili biçimde öğreniyorlardı.

Aslında hepimiz “dikkatimizi üzerine verme” diyebileceğimiz bu gücün etkisindeyiz. Belki de farkındayız demeliydim. Neye, nasıl odaklanıyorsak, onu o yönde besliyor, enerjisini canlı tutuyoruz. Ancak çoğu zaman görmezden gelme eğiliminde yaşıyoruz.

Bizimle aynı ortamda yaşayan, belki her gün aynı olaylarla yüzleşen ve aynı insanlarla görüşen fakat dünyaları bizimkinden çok farklı olan yanı başımızdaki kişileri düşünün! Dünyalarımızı bu denli birbirimizden farklı kılan, dikkatlerimizi verdiğimiz şeyler değil mi? Kim dikkatini neye vermişse, dünyasını o şeyle dolmuş buluyor.

Üzerine dikkatimizi verdiğimiz şeye adeta bir tür büyüme enerjisi veriyoruz; yönelimimizden besleniyor ve gelişiyor. Aynı zamanda çevremizdekiler bizde dikkatlerini neye veriyorlarsa, bizde de o şey büyüyüp gelişiyor. Bu yüzden, dikkatini olumlu yanlarımıza veren, bize güvenen, bizim niteliklerimize, kapasitemize ve başarılarımıza inanan insanların çevremizde olması çok önemli.

Aynı prensipten hareketle, çağdaş psikoterapistler de, insanların uzaklaşmak istedikleri, onlara rahatsızlık ve acı veren duygularını, düşüncelerini azaltmalarına yardımcı olmayı değil, daha çok onları yaşama bağlayan değerlerini konu edip artırmayı amaçladıklarını ifade ediyorlar. Çünkü yaşamımızdan çıkarmak için bile olsa önceliğimizi bir olumsuzluğa verdiğimizde gerçekte o olumsuzluğu büyütüyoruz. Bu yüzden istediğimizin tam tersine, çözüme yer açmıyor, çözümle temas olasılığını daraltıyor da olabiliyoruz. Üstelik yapıcı olabilecekken, o sırada enerjimizi bir olumsuzluğa odaklanarak bir tür yıkıcılıkla tüketmiş oluyoruz.

Dikkatimizi çevirebilmek

Bu kuralın beynimizin işleyişiyle de ilgili bir yanı var: Beyin, kişinin kendi yaşadığı ile karşısında yaşandığını gözlemlediği şeye aynı reaksiyonu veriyor. İzlediğimiz bir filmi, film olarak görmeyi unutup, o görüntülerle heyecanlanıp, sevinip üzülmemizin, türlü türlü duygular yaşamamızın nedeni bu.

Yine aynı nedenle insanlar, yoğun olarak neyle karşılaşırsa dünyayı o şey üzerinden değerlendirmeye başlıyorlar, kişilikleri ve yetenekleri o yönde gelişiyor. Bir konuda uzmanlaşmak da bu sayede mümkün oluyor.

Çocukluktan itibaren kişiliklerimiz de böyle gelişiyor. İncelediğim araştırma sonuçlarına göre, sürekli kınama ve eleştiri ile büyütülen çocukların yetişkin yaşamlarında yargılayıcı ve hoşgörüsüz oldukları, takdir ve iftihar edilerek büyütülen çocukların ise daha hoşgörülü ve başarılı oldukları belirlenmiş. Daha çok iftihar, daha çok güven verme demek ve daha çok öz güven kazandırmak demek. Daha çok öz güven ise daha çok başarı demek. Takdir, başarının en önemli anahtarlarından biri.

Ne Ekersen Onu Biçersin

Ne ekersen onu biçersin

Başlangıçta iftihar etmekle ilgili soruları bu yüzden sordum. Birçok şeyden şikayetçiyiz. Ancak, yaşamda eksikliğini çektiğimiz şeylerin, aslında dikkatimizi daha az verdiğimiz şeyler olduğunu unutuyoruz. Dikkatimizi olumsuzluklar üzerine vermekle, o olumsuzlukların büyüyüp gelişmesine verdiğimiz katkıyı da unutuyoruz.

Önemseyip baktığımız şey ne ise o şey gelişiyor ve sürekli önemseyip düşündüğümüz şeyler zamanla realitemiz haline geliyor. Dikkatimizi insanların meziyetlerine, olumlu yanlarına değil de kusurlarına çevirdiğimizde, o kusurlar önemsiz bile olsa giderek büyüyor, baskın olana dek gelişiyor. Yalnızca o insanlarda değil, bizim dünyamızda da. Çünkü neye daha çok yöneliyorsak, neyi daha çok algılıyorsak, o yönde farkındalığımız güçleniyor.

Yıllar önce Antalya Valiliği adına uluslararası koordinatörlüğünü yürüttüğüm ve sonuçları 2019’dan itibaren tüm illerimize yaygınlaştırılan Avrupa Birliği projesiyle ülkemizde “Önce Yaya” uygulamalarını başlatırken, stratejimizi, her platformda şu sözlerle ifade ediyordum:

“Bu farkındalık hareketine katılmayanlarla mücadeleye girişerek çatışma alanını genişletmeyeceğiz. Tam aksine, #önceyaya kültürünü benimseyenlere destek verecek, onların yanında yer alarak sayımızı artıracağız.”

Önce Yaya Stratejimiz

Bugün yaşadığımız birçok olumlu değişimde, ta başlangıcından beri dikkatimizi sürekli olumlu gelişmelere vermemizin ve onları çoğaltmamızın etkisi var.

Daha çok olumsuzluklara mı yöneliyoruz

Bu ilke ışığında yaşadıklarımızı değerlendirdiğimizde şunu görüyoruz: Dünyamızda, toplumumuzda iyi şeyler gelişip büyümüyor, aksine olumsuzluklar gelişip büyüyorsa, olumsuzluklardan şikayet etmek yerine, çözümü biraz da kendi yönelimlerimizde aramak lazım. Daima daha iyiye yönelip daha iyiyi örnek almak yerine, ibret almak için bile olsa sürekli kötüye, olumsuzluklara odaklanmak ne yazık ki “daha iyiyi” getirmiyor.

Bir deli saçması duyduğumuzda projektörlerimizi ona çevirmek, onu ciddiye almak, sürekli ona laf yetiştirmeye çalışmak, her şeyden çok onun etki alanını büyütmeye neden oluyor. Bu bizi daha duyarlı ve mücadeleci de yapmıyor, aksine duyarsızlaştırıyor. Acıya ve umutsuzluğa odaklanmakla, acıyı ve umutsuzluğu büyütüyoruz. Şikayet etmekle şikayet ettiğimiz şeyi, kınamakla kınadığımız şeyi büyütüyoruz. İstesek de istemesek de. İnsan zihni böyle çalışıyor. Ve bir kez olumsuzluklara yoğunlaşan zihni susturmak çoğu zaman güçleşiyor. Bir girdap gibi içine çekiliyoruz.

Elbette olumsuzlukları tamamen hasır altı etmek gibi bir anlam çıkarılmamalı bundan; ancak ölçü çok önemli, ölçüyü kaçırmamak çok önemli. Enerjimizi ne için tükettiğimizin, neyi canlı tutup beslediğimizin sürekli farkında olmalıyız. Bir kez ipin ucunu kaçırdığımızda, zincirleme bir etkiyle, koca bir toplumun olumsuzluklara sürüklenmesi işten bile değil.

Şikayet etmek, kınamak, yermek, çoğu zaman bunları yapan insanların hoşuna giden, onlara güç veren bir şeydir, ancak sonuç her zaman toksiktir.

BakiKaracay.com

Şu gerçeği de unutmamamız önemli: Farkına varsın veya varmasın, insanlar dikkatlerini kendi hoşlandıkları şeyler üzerinde toplarlar. Şikayet etmek, eleştirmek, kınamak, yermek, çoğu zaman bunları yapan insanların zevkle yaptığı, onlara güç veren bir şeydir; o nedenle bu kişiler önemsemek ve dikkatlerini üzerinde toplamak için olumsuz şeyler arar ve bulurlar. Olumsuzluklardan beslenirler. Ancak bu yaptıklarının sonuçları her zaman toksiktir.

Dikkatimizi güzelliklere verdiğimiz zaman güzellikler, dostluklara verdiğimiz zaman dostluklarımız büyüyüp gelişir ve yaygınlaşır. Dikkatimizi düşmanlıklara verdiğimiz zaman, dünyamızda düşmanlıklar büyür ve yaygınlaşır. Başkalarını sürekli düşman olarak görüp, ardından onlardan dostluk beklemek ya da dostluk etmiyor diye yakınmak yersiz. Nefret yayıp sevgi bekleyemezsin; ne ekersen onu biçersin.

Son söz

Dikkatimizi yönetebilmek, duygu ve düşüncelerimizi doğru şeyler üzerinde toplamayı başarabilmek, yaşamımızda çok belirleyici bir öneme sahip. Çünkü dikkatimiz doğrudan yaşamlarımızı şekillendiriyor. Projektörlerimizi neyin üzerine çevirirsek, o özellikler gelişip büyüyor. Aynı zamanda, çevremizdekiler bizi nasıl görüyorsa, öyle olma ve öyle davranma eğilimindeyiz.

Değişim için dikkatimizi neyin üzerine verdiğimizin, kime ve neye nasıl, hangi gözle baktığımızın farkına varmamız ve bu enerjimizi doğru yönetmemiz her şeyden önemli. Enerjimizi sürekli yapıcı olmak için tüketirsek, yıkıcı olmamızı gerektirecek gelişmelere yaşam alanı bırakmamış oluruz.

Kendi gelişimimize veya bir insanın yetişmesine katkıda bulunmak mı istiyoruz, ya da bulunduğumuz toplumun iyileşmesini mi istiyoruz, kural net: Eğer bakışlarımızı iyi ve olumlu şeylere çevirirsek, bunlar önemsiz bile olsa giderek büyür, gelişir ve güçlü oluncaya dek artar. Olumlu yanlar büyürken, diğer taraftan yaşam alanı daralan olumsuzluklar da önemsizleşir ve zamanla gözden kaybolur.

İnsanların olumlu yanlarına odaklanır, onları öne çıkarırsak, motivasyonlarını artırırken kişisel gelişimlerine de rehberlik etmiş oluruz. Bu şekilde her zaman daha iyisini yapabileceklerine olan inançları artar. Oluşan yapıcı ve güvenli ilişkilerden sonuçta hepimiz besleniriz.

Uygar ve huzurlu toplumları diğerlerinden ayıran kodlardan biri de işte bu.

Yeni yazılarda görüşünceye dek, “öğrenmeye devam edin.”

Yazar Hakkında

Baki Karaçay (MPA)

iO Akademi'de Eğitmen, Danışman. 25 yılı aşkın süre profesyonel deneyim sahibi Kamu Yönetimi Uzmanı (YL) ve Mühendis / Antalya Valiliği AB Projeleri Koordinatörü (2009-2020). Avrupa Birliği Projeleri kitabının yazarı ve Proje Döngüsü Yönetimi Eğitmeni. Sosyal Psikoloji meraklısı. Fotoğraf gönüllüsü. Webmaster. Bağlama sanatçısı. Kayakçı, doğa yürüyüşçüsü.

Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz

1 Yorum