Cumhuriyet, Toplumun Yöneticileri Seçmesidir, Yöneticilerin Toplumu Seçmesi Değil

Cumhuriyet, Toplumun Yöneticileri Seçmesidir, Yöneticilerin Toplumu Seçmesi Değil

Bugün cumhuriyetimizin 102. kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz. Başlıktaki vurgunun bir farkındalık yaratacağı umuduyla bu kısa yazıyı kaleme aldım. Yöneticiler, devlet dediğimiz mekanizmanın operatörleridir; sahipleri değil.

Cumhuriyet rejiminde devleti yönetme yetkisi (egemenlik) kayıtsız, şartsız millete aittir. Millet, bu yetkisini belirli bir süre için ve belirli kurallar dahilinde (anayasa, yasalar) seçtiklerine, yani yöneticilere devreder.

Yöneticiler bu egemenliği Anayasanın çizdiği sınırlar içinde ve kurumlar eliyle kullanır. Seçimle, yani toplumun oyuyla gelmiş yöneticilerin buradaki rolü ve temel görevi, kendilerine emanet edilen devlet mekanizmasını (kurumları) yasalara bağlı kalarak yönetmek, hizmet üretmek ve hesap vermektir. Yani, eğitimi yönetmek, sağlığı yönetmek, güvenliği yönetmek gibi. Amaç, bu kurumların topluma en verimli ve en adil biçimde hizmet etmesini sağlamaktır.

https://open.spotify.com/episode/1zHtjdzDJNtVm2LmwcxcdU

Toplumun iradesini yansıtmak yerine, toplumu kendi ideolojisine göre “şekillendirmeye”, “eğitmeye” veya “elemeye” çalışmak, halka hizmet etmek yerine, halktan “ideal vatandaş” olmasını beklemek ve buna uymayanları dışlamak, seçilmiş yöneticilerin görevi değildir.

Bu hizmet odaklı rolün dışına çıkarak, devletin kurumları yerine toplumu yönetmeye kalkışmak, özel yaşamlara, tercihlere ve yaşam tarzına müdahale etmeye çalışmak, vatandaşları hizmet edilecek birer “birey” olarak değil, kontrol edilmesi, yönlendirilmesi veya hizaya getirilmesi gereken bir “kitle” olarak görmektir.

Bu anlayışın sonucu, devletin kurumlarını halka hizmet için bir araç olarak değil, halkı belirli bir yöne sevk etmek için bir güç aygıtı olarak kullanmaktır.

“Yöneticilerin halkı yönetmeye kalkışması” dediğimiz durum, kuralların kişiselleştirilmesi, kurumların araçsallaştırılması, liyakat yerine yandaşlık, şeffaflık ve hesap verebilirliğin zayıflatılması, bağımsız yargı ve özgür ifadenin daraltılması gibi problemlerle kendini gösterir.

Bu durum, halkın egemenliği ilkesinin (halkın yöneticiyi seçmesi) fiili olarak tersine dönmesi ve yöneticinin kendini halktan üstün görmesi (yöneticilerin halkı yönetmeye, seçmeye, yönlendirmeye kalkışması) anlamına gelir.

Oysa Cumhuriyet, toplumun yöneticileri seçmesi ve seçilmişlerin de kurallara bağlı kalarak kurumları yönetmesi demektir; yöneticilerin halkı “itaat eden kitleye” indirgemesi değil. Hatta Cumhuriyet, yöneticilerin toplumu dizayn etmesi veya sınırlaması değil; toplumun, seçtiği yöneticilerin gücünü anayasa ile sınırlamasıdır.

Yazar Hakkında

Baki Karaçay (MPA)

Proje Tasarım ve Yönetimi Eğitmeni, Danışman, ICF Mentör (iO Akademi) • Bağımsız Değerlendirici • 25+ yıl kurumsal deneyim sahibi Kamu Yönetimi Uzmanı (YL) ve Mühendis • Antalya Valiliği AB Projeleri Koordinatörü (2009-2020) • Avrupa Birliği Projeleri kitabının yazarı • Sosyal Psikoloji meraklısı • Fotoğraf gönüllüsü • Bağlama sanatçısı.

Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz