Daha önce Antalya Kültür Sanat Oditoryumunda gerçekleştirdiğim “Kendin Ol” adlı dinleti ve söyleşi yolculuğumuzu bu kez doğanın diliyle konuşan kadim bilgelikle buluşturuyoruz. TODOSK ev sahipliğinde gerçekleşecek etkinliğimizde hep birlikte büyük bir koro olup türküler çalıp söylerken, binlerce yıllık geçmişimize uzanan kısa ama derin bir yolculuğa çıkacağız.
Kendin Ol — Türkü Dinletisi ve Söyleşi
📆 Tarih: 15 Nisan 2026 (Çarşamba)
🕖 Saat: 18.00
📍 Yer: TODOSK (Elmalı Mah. Cumhuriyet Cad. 22. Sk. No: 10/13, Muratpaşa / Antalya)
Neden Bu Dinleti ve Söyleşi?
Atalarımızın bize bıraktığı iki büyük emanet var:
- Üzerinde yaşadığımız vatan,
- İçinde nefes aldığımız kültür.
Ancak bu emanetlere dair kurtulmamız gereken bir de büyük yanılgı var: Biz katkı sunmasak da hep bu cennet vatana sahip olacağımız ve biz katkı sunmasak da bu kültürel zenginliğin sonsuza dek süreceği düşüncesi…
Türkülerimiz, ulusal zenginliğimizin değerli bir hazinesi. Bir hazine, ancak anlaşıldığı, tanıtıldığı ve yaşatıldığı sürece değerini korur. Eğer bizler bu mirası anlamak ve korumak için sorumluluğumuzu yerine getirmezsek, onu yarınlara taşıyamayız.
Evrensel Değerlerin Kadim Sesi
Uzun yıllardır Avrupa Birliği (AB) projeleri üzerine eğitmenlik ve danışmanlık yapıyorum. Bu süreçte fark ettiğim ve bu söyleşinin de temel motivasyonunu oluşturan önemli bir gerçek var:
Bugün çok uluslu projelerin tematik öncelikleriyle modern dünyada kurmaya çalıştığımız, “AB normları” veya “evrensel değerler” olarak adlandırdığımız pek çok kavram, aslında bizim türkülerimizde, töremizde ve doğayla kurduğumuz o derin bağda yüzyıllardır yaşayan değerlerimizden farklı değil. Yeşil dönüşümden, çevrenin korunması, biyoçeşitlilik, kadın hakları, toplumsal eşitlik, dezavantajlı gruplara saygı, gönüllülük ve dayanışma, kültür ve sanatın yaygınlaşması gibi başlıklarla aradığımız tüm o yüksek standartlar kültürümüzde var olan ve türkülerimizde işlenen konular…
Doğa: Dekor Değil, Duyguların Simgesi
Türkülerimizde doğa, yalnızca dışarıdan izlenen bir manzara değil, insanın iç dünyasının adeta yansımasıdır.
“Doğanın, çevrenin ve biyoçeşitliliğin korunması” gibi başlıklarla tanıdığımız güncel küresel öncelikler, türkülerimizde doğaya ve canlılara duyulan derin saygı olarak karşımıza çıkar. Sevincimizi baharda çiçek açan dallara, sitemimizi geçit vermeyen bir dağa, kederimizi ise kurumuş bir yaprağa benzetiriz. “Allı Turna” ile sevgiliye haber gönderir, “İki Keklik” ile sarp kayalıklarda teselli ararız. Eğer bir gönül kırılmışsa, gökyüzünü kara bulutlar kaplar ve biz o buluta “Gitme yarimin üstüne“ diye yalvarırız. Çünkü biz doğadaki her canlı, her hareket ile iç dünyamızda bir bağ kurar, onunla konuşur, onu dinler ve kendi iç dünyamızı doğanın diliyle anlatırız.
Kadın: Baş Tacı, Zarafet Temsili
Avrupa Birliği projelerinin odağındaki “kadın hakları” kavramı, türkülerde kadının saygın duruşunu ve toplumsal gücünü görüyoruz. Türkülerimizde kadın yalnızca bir figür değil, bereket kaynağıdır, anadır, yardır; saygı görür, yüceltilir.
Bugün “toplumsal cinsiyet eşitliği” dediğimiz anlayışın, türkülerimizde kadının saygın duruşu ve toplumsal gücüyle çok önceden yer bulduğunu görüyoruz. Batı’da “cadı avları” yaşanırken, Orta Doğu’da kız çocukları hor görülüp geri plana itilmişken, bizim atalarımız paraların üzerine Kağan ve Hatun silüetlerini yan yana basıyordu. Biz kadını bir nesne gibi gören değil, barış antlaşmalarına han ve hatunun birlikte imza attığı bir uygarlığın mirasçılarıyız. Biz sevdiği kadına “Ah kapınızda bir tanem kul ben olayım” diyecek kadar bağlılığı erdem sayan bir kökten geliyoruz.
Sanat: Yaşam Veren Nefes
Bizim kültürümüzde sanat, galerilere hapsedilmiş bir kavram değil, gündelik yaşamın doğal bir parçasıdır. Anadolu’nun en ücra köyünde, hiç beklemediğiniz bir vatandaşın eline bağlamayı alıp muhteşem bir bozlak çaldığına, Ege’nin küçücük köylerinde kadınlarımızın yerel çalgılarıyla minik orkestralar kurduğuna şahit olursunuz.
İnsanlarımız müzikle, dansla iç içe bu topraklarda. Bazı yörelerimizde hemen her evde duvarda asılı bir çalgı, eğlence olduğunda davul ve zurna çalan, kadın erkek el ele, omuz omuza halk danslarını oynayan, sayısız türküyü hep bir ağızdan söyleyen birilerini bulabilirsiniz.
Türkülerin o hayranlık uyandıran şiirsel ifadeleri, yapaylığa kaçmadan ne bir eksik ne bir fazla anlatır her şeyi. “Kuş kanadı kalem olsa, ah yazılmaz benim derdim“ diyerek acısını gökyüzünün sonsuzluğuna nakşeden bir neslin torunlarıyız biz.
Ötüken’den Erzurum’a Yaşayan Bellek
Söyleşimizin en heyecan verici duraklarından biri de kültürel sürekliliğimiz. 90’lı yıllarda Uygur pazarlarında gördüğüm o tanıdık yüzlerin, bugün Anadolu’nun dağ köylerinde nasıl karşımıza çıktığını, Doğu Türkistan’da okunan bir türkü ile bir Erzurum türküsünün nasıl aynı söz ve ezgide birleştiğini birlikte keşfedeceğiz. Orta Asya’dan Anadolu’ya göç edenlerin yalnızca insanlar değil, o sönmeyen ezgiler ve değişmeyen değerler olduğunu göreceğiz.
Davetlisiniz
Bu etkinlikte, türkülerimizin bize aktardığı mirası anımsamak, o yerleşmesini istediğimiz “evrensel değerlerin” aslında bizim türkülerimizde yüzyıllardır nasıl ilmek ilmek işlendiğini görmek ve yarınlara taşımak için bir arada olacağız.
Gelin, bağlamanın tellerinde yankılanan bu anlamlı yolculukta siz de yerinizi alın. 15 Nisan akşamı saat 18.00’de TODOSK Eğitim Salonunda buluşalım ve ses sese katarak hep birlikte büyük bir koro olalım.


Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz