Bir girişimci düşünün. Aylarca, belki yıllarca üzerinde çalıştığı bir ürün geliştirmiş. Teknik özelliklerini, üretim süreçlerini, maliyetlerini, hedeflerini ve gelecek planlarını ayrıntılarıyla ortaya koymuş. Sonunda bütün bunları 20-25 slaytlık bir sunuma dönüştürmüş ve yatırımcıların karşısına çıkmaya hazırlanıyor.
Sunumda eksik bir şey yok gibi görünüyor. Ürün var, pazar var, rakipler var, finansal tablolar var, yol haritası var. Peki, bu gerçekten iyi bir yatırımcı sunumu mu?
Değil. Çünkü her şeyi anlatmak, doğru şeyi anlatmak anlamına gelmez. İş dünyasında bu dosyaya sıradan bir “sunum” yerine Pitch Deck (İkna Destesi) denmesinin çok net bir nedeni vardır. Standart bir sunum, ürününüzü ve emeğinizi uzun uzun anlattığınız bir otobiyografi gibi ise Pitch Deck yatırımcının birkaç dakika içinde taradığı vurucu bir özgeçmiş (CV) gibi olmalıdır.
Geri Bildirim Yanıtım
Geçenlerde bir girişimciden şöyle bir e-posta aldım: Hocam, bir pitch deck hazırladım, size atsam bana feed back verebilir misiniz? Ayrıca halen bir kaç yatırımcı projemle ilgili benden sunum istedi, onlara da iletmeyi bekliyorum.
Sunumunu inceledikten sonra yanıtım şu oldu:
Öncelikle çalışmanı ve geldiğin aşamayı takdir ediyorum. Kapsamlı bir çalışma yapmışsın. Bu açıdan şimdi elinde üzerinde çalışılabilecek değerli bir içerik var. Ancak önemli bir ayrımı vurgulamak istiyorum: Bu sunum, mevcut haliyle bir yatırımcı sunumundan (pitch deck) çok, ürün ve iş fikrini bütün yönleriyle anlatan kapsamlı bir tanıtım sunumu yapısında. Bir girişimci olarak her teknik detayı ve harcadığın emeği yansıtmak istemen çok doğal. Ancak yatırımcılar ürünün kaç özelliği olduğundan ziyade, hangi sorunu çözdüğüne, kimlere değer yarattığına ve işin ticari fırsatına odaklanırlar. Bu iki bakış açısı arasındaki fark, sunumun bütün yapısını değiştirir. Mevcut çalışmanda yatırımcının aradığı bu yanıtlar aslında var ama çok sayıda teknik detayın ve tekrarın arasında biraz kaybolmuş durumda. Önerim, bunu biraz daha genişletmek veya görsel açıdan güzelleştirmek değil, yatırımcı bakış açısıyla yeniden kurgulamak. Bunun için özellikle “Girişimcilerin Sunum Hazırlarken Dikkat Etmesi Gereken 3 Temel Kural” başlıklı yazımı dikkatle okumanı rica ediyorum.
Girişimcinin Gördüğüyle Yatırımcının Gördüğü Aynı Değil
Girişimci, geliştirdiği ürüne kendi emeği, bilgisi ve deneyimi üzerinden bakar. Ürünün her özelliği, çözmek için uğraştığı her teknik sorun ve geldiği her aşama onun için değerlidir. Doğal olarak bunların tamamını karşı tarafa göstermek ister.
Ancak yatırımcı aynı noktadan bakmaz. Yatırımcı, ürünün kaç özelliği olduğunu öğrenmekten önce, bu ürünün hangi sorunu çözdüğünü, çözümün kimler için değer taşıdığını ve ticari bir fırsata dönüşme olasılığını anlamak ister: Bu çözümün gerçek müşterileri ve pazarı var mı? Nasıl bir iş modeliyle gelir elde edeceksin? Bu girişimin büyüme potansiyeli nedir?
Başka bir deyişle girişimci ürününü anlatırken yatırımcı yatırım fırsatını değerlendirmeye çalışır. Bu iki bakış açısı arasındaki fark, sunumun bütün yapısını değiştirir.
Ürün Tanıtımı ile Yatırımcı Sunumunu Karıştırmayın
Bir ürün tanıtım sunumunda teknik özelliklere, kullanım biçimine, üretim süreçlerine ve işlevlere geniş yer verilebilir. Ancak yatırımcı sunumunda bu ayrıntılar, yatırım kararını destekledikleri ölçüde yer bulmalıdır.
Örneğin, yeni bir teknoloji geliştiren girişimci bunun nasıl çalıştığını, yazılım altyapısını ve elektronik bileşenleri uzun uzun anlatabilir. Oysa yatırımcının öncelikli sorusu şudur: Bu teknoloji hangi müşteri sorununu çözüyor ve bundan nasıl bir iş modeli doğuyor?
Aynı şekilde, büyük bir pazarın varlığından söz etmek, o pazarda satış yapabileceğinizi kanıtlamaz. Potansiyel kullanıcı sayısı ile gerçek müşteri sayısı aynı şey değildir. Bir ürünün teknik olarak geliştirilebilir olması da müşterilerin onu satın alacağını göstermez.
Bu nedenle yatırımcı sunumunda üç kavramın birbirinden ayrılması gerekir:
- Varsayım: Gerçekleşmesini beklediğiniz, ancak henüz doğrulanmamış düşünceler.
- Kanıt: Görüşmeler, testler, pilot uygulamalar ve ölçülebilir sonuçlarla desteklenen bulgular.
- Hedef: Belirli bir zaman diliminde ulaşmayı planladığınız sonuçlar.
Bunları birbirine karıştırmak, sunumun inandırıcılığını zedeler. Henüz gerçekleşmemiş bir hedefi gerçekleşmiş başarı gibi anlatmak yerine, hangi aşamada olduğunuzu ve sıradaki doğrulama adımınızı açıkça ortaya koymak çok daha değerlidir.
Yatırım Talebi Bir Rakamdan İbaret Değildir
Sunumlarda sıkça karşılaştığımız bir başka yaklaşım, istenen yatırım tutarını ve bu tutarın hangi giderlere ayrılacağını listelemektir.
Oysa yatırımcı açısından asıl soru, paranın hangi kalemlere harcanacağından daha kapsamlıdır: Bu yatırım sayesinde girişim hangi noktadan hangi noktaya ulaşacak?
Örneğin 15 milyon TL yatırım isteyen bir girişim, bu kaynakla 12 ay içinde çalışan prototipini mi doğrulayacak, ilk müşterilerine mi ulaşacak, üretim altyapısını mı kuracak, yoksa ticari satışa mı başlayacak?
Yatırımın somut kilometre taşlarıyla ilişkilendirilmesi gerekir. Böylece yatırımcı yalnızca bir bütçe değil, ölçülebilir ilerleme planı görür.
Sahneye Çıkmadan Önce Kendinize Sorun
Bu yaklaşım yalnızca girişimciler ve yatırımcı sunumları için geçerli değil. Bir proje fikrini jüriye anlatanlar, kurum yöneticilerine öneri sunanlar, yarışmalara katılanlar ve yeni bir iş birliği arayanlar da aynı hataya düşebiliyor.
Sunumun amacı bildiğiniz her şeyi karşı tarafa aktarmak değildir. Amacınız, karşınızdakinin karar vermesini sağlayacak bilgileri doğru sırayla ve anlaşılır biçimde sunmaktır.
Bu nedenle sahneye çıkmadan önce kendinize şu üç soruyu sorun:
- Karşımdaki kişi sunumun sonunda neyi anlamış olmalı?
- Anlattıklarımın hangileri kanıta, hangileri varsayıma dayanıyor?
- Sunum bittiğinde dinleyicinin zihninde hangi düşüncenin kalmasını istiyorum?
Unutmayın, iyi bir sunum bütün soruları yanıtlamaya çalışmaz. Öncelikli soruları yanıtlar ve yeni soruların sorulmasını sağlar. Ancak insanın büyük emekler vererek ortaya çıkardığı bir çözümün her detayını anlatma isteğini dizginlemesi kolay değildir. Bunu başarmak, çoğu zaman içgüdülerimize karşı koymayı öğrenmeyi gerektirir.
Son söz olarak… Sahnedeki başarınızı slayt sayınızla değil, dinleyicinizin zihninde oluşturduğunuz değer algısıyla ölçün.
Çünkü sunum yapmak başka, bir fikrin neden desteklenmeye değer olduğunu anlatmak başkadır.


Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz