Gerçekten Sorun mu Çözüyoruz? Yoksa Yalnızca Meşgul mü Oluyoruz?

Gerçekten Sorun mu Çözüyoruz? Yoksa Yalnızca Meşgul mü Oluyoruz?

Başarısız çözüm denemelerinin ardındaki temel neden çoğu zaman yanlış problemlere doğru çözümler üretmeye çalışmaktır. Eğer bir sorunlar döngüsünden çıkamıyorsak, belki de çözümlerimizden önce sorduğumuz sorular hatalıdır. Enerjimizi sonuçlarını ortadan kaldırmaya harcamak yerine sorunun kökünü doğru bakış açısıyla tanımlamaya yönelttiğimizde çözüm yolunun büyük bir bölümünü zaten kat etmiş oluruz.

“Okulda silahlı saldırı olursa yapılacaklar listesi” görseli karşısında Hülya Mutlu’nun haklı huzursuzluğunu paylaştığı LinkedIn gönderisini okuduğumda, üzerinde çalıştığım konunun ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha gördüm. Doğrudan en can alıcı noktaya parmak basıyordu:

“Hazırlıkları, bu tür olayların tekrar etme ihtimalinden çok, hiç yaşanmaması için yapmamız gerekiyor.”

Çünkü yanlış soruya verilen her “doğru” yanıt, bizi gerçek sorundan biraz daha uzaklaştırıyor.

Yanlış Tanımlanmış Sorunlar

Her yıl ülkemizde ve dünyada milyarlarca dolar, milyonlarca çalışma saati ve çok büyük bir entelektüel enerji tek bir şey için harcanıyor:

Sorun çözmek.

“Hükümetler reform paketleri açıklıyor, kurumlar yeni yönetmelikler çıkarıyor, çalıştaylar düzenliyor, eylem planları hazırlıyor, şirketler kriz toplantıları yapıyor… Uluslararası yapılar milyarlarca Euro bütçeli destek programları açıklıyor, yerel aktörler proje üretmeleri için finanse ediliyor… Bireyler kendi hayatlarındaki tıkanıklıkları aşmak için kitaplara, seminerlere sarılıyor…

Peki sonuç ne?

Sabah uyandığımızda, o çok uğraştığımız sorunların yalnızca biçim değiştirerek bizi beklediğini görüyoruz.

Şu soruyu sormadan geçmemeliyiz: Gerçekten sorun mu çözüyoruz? Evetse, hangi sorunu çözüyoruz? Yoksa yalnızca meşgul mü oluyoruz?

Gözlemim şu: Gerçek sorunlarla değil, daha çok yanlış tanımlanmış problemlerle uğraşıyoruz. Bu nedenle sürekli aynı yerde patinaj yapıyoruz. Ne var ki yanlış sorunu çözmeye çalışmak sanıldığı kadar zararsız bir şey değil. Çünkü bizi hem yoruyor hem de asıl tehlikeden uzaklaştırıyor.

Farklı Bir Bakış Açısı

Elbette konu çok boyutlu ve çok paydaşlı. Ben bir politikacı değilim ancak proje uzmanı bir eğitimci olarak politika yapıcılara, karar vericilere, kurumlara, yöneticilere ve topluma yol gösterecek farklı bir bakış açısı sunabilirim. “Sorun Analizi” metodolojisini bir “düğüm çözme sanatı” olarak önerebilirim. Çünkü doğru tanımlanmayan hiçbir sorun, doğru çözülemez. O yüzden, sorun analizini yalnızca uzmanlar değil, “daha iyiyi arzu eden herkes” ama herkes bilmeli.

Bir problem gördüğümüzde, hemen “şimdi ne yapmalıyız?” sorusuna atlıyoruz. Bu eğilimimiz, gerçekte sorunun köküne inmeyip yalnızca adresi değiştirmemize neden oluyor.

Oysa belki de önce şu soruyu sormalıyız:

“Tam olarak neyi çözmeye çalışıyoruz?”

Örneğin, okulda yaşanan silahlı saldırı gibi derin izler bırakan olaylara baktığımızda refleksimiz çok tanıdık: Adım adım yapılacaklar listeleri, duvarlara asılan yönergeler, artan teknik önlemler…

Peki bu refleks bize ne söylüyor? Sorunu gerçekten nerede gördüğümüzü mü, yoksa nerede görmeyi tercih ettiğimizi mi?

Okulda şiddeti “okul içinde gerçekleşen bir güvenlik sorunu” olarak tanımladığımızda, çözümümüz de kaçınılmaz olarak okul duvarlarının içinde kalıyor.

Ancak rahatsız edici olsa da şu soruları sormamız gerekiyor:

Şiddet okulda mı başlar? Yoksa orada yalnızca görünür hale mi gelir? Okulda yaşanan olay sorunun nedeni mi, yoksa sorunun ürettiği bir sonuç mu?

Bir çocuğun iç dünyasında biriken öfkenin, içerlemenin, değersizlik duygusunun hangi aşamada “güvenlik sorununa” dönüştüğünü hiç sorguluyor muyuz?

Bu Duruma Nasıl Gelindi?

Duvara asılan bir “yapılacaklar listesi” hangi soruya verilmiş bir yanıttır? Daha da önemlisi, hangi soruları hiç sormadığımız için oradadır?

Çünkü bazen aldığımız önlemler, çözdüğümüz sorunu değil, nasıl bir sorunu çözmeye çalıştığımızı ele verir.

Güvenlik kameraları yerleştirmek veya girişlere cihazlar koymak, kaçış senaryoları yazmak… Bunların her biri aslında şu varsayıma dayanır: “Sorun, olay gerçekleştiğinde ne yapılacağıdır.”

Peki ya sorun, olay gerçekleşmeden çok önce başlamışsa? Tek başına bir yerdeki güvenlik önlemlerini artırmak, aynı sorunun yalnızca bir başka yere kaymasına neden olacaksa?

İşte bu noktada en kritik risk ortaya çıkar: Sorunu analiz etmeden atılan adımlar, bize bir şey yaptığımız hissini verir, ama “neyi yapmadığımızı” gizler. Kısa vadede bir güven duygusu üretirler, ama uzun vadede aynı döngünün sürmesine zemin hazırlarlar. Daha da çarpıcı olan şudur: Yanlış soruya verilen her doğru yanıt, bizi gerçek sorudan biraz daha uzaklaştırır.

Düğüm Çözme Sanatı

Kitabımda ve eğitimlerimde vurguladığım bir gerçek var:

Sorunlar, sonuçlarını değil, ancak nedenlerini ortadan kaldırıldığımızda çözülür.

Enerjimizi sonuçlarını ortadan kaldırmaya harcamak yerine sorunun kökünü doğru bakış açısıyla tanımlamaya yönelttiğimizde çözüm yolunun büyük bir bölümünü zaten kat etmiş oluruz.

Hülya Mutlu’nun yaptığı eğitim seferberliği çağrısı, bu yüzden bir süredir üzerinde çalıştığım ve “Sorun Analizi” metodolojisini bir “düğüm çözme sanatı” olarak ele aldığım yeni kitabımın hazırlıklarına hız kazandırdı.

Kitapla yalnızca uzmanlar için değil, “adım adım yapılacaklar” listeleriyle yetinmeyip kaynağa inmek isteyenlere, politika yapıcılar, karar vericiler, yöneticilere ve herkese farklı bir bakış açısı sunmayı umuyorum.

Sizce de yanlış soruların peşinde koşarak enerjimizi tüketmeyi bırakıp, düğümü gerçekten çözmeye odaklanma zamanı gelmedi mi?


Yeni yazılarda görüşünceye dek, “öğrenmeye devam edin!”

Yazar Hakkında

Baki Karaçay (MPA)

Proje Tasarım ve Yönetimi Eğitmeni, Danışman, ICF Mentör (iO Akademi) • Bağımsız Değerlendirici • 25+ yıl kurumsal deneyim sahibi Kamu Yönetimi Uzmanı (YL) ve Mühendis • Antalya Valiliği AB Projeleri Koordinatörü (2009-2020) • Avrupa Birliği Projeleri kitabının yazarı • Sosyal Psikoloji meraklısı • Fotoğraf gönüllüsü • Bağlama sanatçısı.

Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz

1 Yorum

  • Değerli kardeşim, olayları değişik bakış açınla analiz ederek toplumda farkındalık oluşturan ve her okuduğumda bende yeni ufuklar açan çok kıymetli yazıların İçin seni kutluyor, emeklerin için yürekten teşekkürler ediyorum.