🎧 Özet incelemeyi dinleyin:
Biliyorum, bugünlerde hepimizin zihni biraz karışık, zaman zaman yüreğimiz daralıyor. Etrafımızdaki gürültü, belirsizlik ve gerilim bazen umudumuzu gölgeleyebiliyor. Ekranlarımızı açtığımızda, sokağa çıktığımızda, konuşulanları dinlediğimizde çoğu zaman akıl dışı olayların ve gürültülü tartışmaların dünyayı ele geçirdiğini düşünüyoruz. “Nereye gidiyoruz?” diye endişeleniyoruz. “Bu karmaşadan nasıl çıkacağız?” sorusu, pek çok kişinin içini kemiriyor.
Ancak size, tarihin ve doğanın derinliklerinden gelen sarsılmaz bir gerçeği hatırlatmak istiyorum: Korkmayın, denge mutlaka yerini bulacaktır. Çünkü fırtına ne kadar sert eserse essin, kökleri sağlam olan ayakta kalır.
Bu satırları, kaygının değil, “sağduyunun” kazanacağı yarınlara birlikte bakabilelim diye yazıyorum.
Yaşamın Doğası, Hatayı Affetmez
Toplumlar zaman zaman yanlış kararlar alabilirler. Kısa vadede kaos, çıkar kavgası ve akıl dışı pek çok olay yaşanabilir. Tarih boyunca baskıcı yönetimler, aşırı radikal akımlar veya toplu histeriler (sağduyunun kaybolduğu anlar) çokça görülmüştür. Ancak bunlar hiçbir zaman sürdürülebilir olmamıştır.
Çünkü yaşamın doğası, hatayı affetmeyen bir yapıya sahiptir. Sürekli risk alan, mantıksız ve sınır tanımadan dengesiz davrananların, yani sağduyudan yoksun olanların yaşamlarını sürdürme ve genlerini bir sonraki kuşağa aktararak türünü devam ettirme olasılığı çok düşük, çoğu durumda da yoktur.
Bir toplum sağduyudan uzaklaştığında, onu ayakta turtan mekanizmalar çöker; çatışmalar, kayıplar ve sorunlar artar. Bu yıkım, hayatta kalanlara acı bir ders verir ve sistem kendini yeniden “sağduyu” (makul olan) ekseninde kurar. Yanlışlar kendini tüketirken, dengeli çözümler yol bulur ve böylece sağduyuya sahip olanlar türünü ayakta tutar.
Sağduyu Her Zaman Galip Gelir
O nedenle unutmayın: Sonuçta her zaman “sağduyu” galip gelir. Aksi olsaydı, insan nesli olarak bugünlere gelemezdik. İnsanlığın devamı, yalnızca fiziksel güce değil, tehlikeyi sezme ve doğru kararı verme yeteneğine bağlı olmuştur. Eğer atalarımız sağduyu yerine sürekli dürtüleriyle veya öfkeyle hareket etseydi, yırtıcılar veya doğal afetler karşısında yok olurlardı. Bugün hayatta olmamız, atalarımızın “dur ve düşün” mekanizmasının çalışmış olduğunun kanıtıdır.
İnsanlık, hatalarından öğrenen bir türdür. Yazı, hukuk ve kültür dediğimiz şeyler, aslında geçmişte yapılan mantıksızlıkların tekrarlanmaması için geliştirilmiş, bir anlamda “kurumsallaşmış sağduyu” araçlarıdır.
“Sağduyu” dediğimiz şey ise türümüzün belleğine işlemiş, işe yarar, rasyonel karar verme yeteneği ve o doğrultudaki davranış kalıplarıdır. Yüzyılların acı deneyimlerinden süzülerek oluşmuş ortak aklın ürünüdür. Bir iç ses ve ortak sezgi gibi çalışır.
Sağduyuya Kulak Verin
Bugün yaşadıklarımız ne kadar zor görünürse görünsün, temel kural hiçbir zaman değişmedi: Akıl dışı şeyler pek çok gürültü çıkarıyor olabilir; ama kalıcı olan, sessiz çalışan sağduyudur.
Karmaşanın içinde kaybolduğumuzu sandığımız zamanlar, genellikle sağduyunun sahneye çıkmak için hazırlık yaptığı zamanlardır. Bugün karanlık gibi görünen pek çok tablo da uzun vadede, öncekiler gibi sağduyunun sınavını verdiğimiz süreçler olarak anılacaktır.
Tarih bize bunu defalarca gösterdi: Yanlışlar gürler, sağduyu ise sabreder ve kazanır. İşe yaramayan yanlış kararlar ve davranışlar ise, bir süre sahnede kalsa da sonunda her zaman savunucularını ve çizgilerini oyunun dışına iter.
Bu yüzden hem kendimiz hem de toplumumuz için bugün yapmamız gereken en iyi şey, gürültüye kapılmadan, o içimizdeki kadim sese, sağduyuya kulak vermektir.


Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz