Proje Kültürünün Yerleşmemiş Olması Bir Kurumda Hangi Boşluklara Yol Açar?

Proje Kültürünün Yerleşmemiş Olması Bir Kurumda Hangi Boşluklara Yol Açar?

Proje kültürü, hibe almak için geliştirilen bir beceri değildir. Kurumsal yönetim ve liderliğin temel işletim sistemidir. Proje tasarım ve yönetim kültürü eksik kurumlar, bunun sonucunu yalnızca hibe projelerinde yaşamaz. Stratejik plan hazırlarken, yatırım kararları alırken, yeni hizmetler geliştirirken ve günlük yönetsel karar süreçlerinde de bu eksikliğin neden olduğu bir yönetim zafiyeti sergilerler. Çünkü sorun, proje hazırlama tekniğinde değil, kurumun sorunları analiz etme, çözüm üretme, hedef belirleme ve kaynak kullanımını geleceği öngören bir yöntemle kurgulama becerisindeki eksikliktir.

Proje kültürü, sanıldığının aksine yalnızca iyi bir başvuru formu yazma veya bütçe tablosu doldurma becerisi değildir. Proje kültürü, bir kurumun sorunları algılama, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurabilme ve kalıcı çözümler üretebilme refleksidir.

Bu refleksin kurumsal bir ekosisteme dönüşmediği yapılarda, Proje Döngüsü Yönetimi (PCM) ve Mantıksal Çerçeve Yaklaşımı (LFA) yalnızca kâğıt üzerinde kalır.

Peki, bu kültürün eksikliği bir kurumun işleyişinde ve geleceğinde hangi yapısal boşluklara yol açar?

1. Boşluk: Nedensellik ve Analiz

Proje tasarım ve yönetim kültürünün temelinde olaylar arasındaki nedensellik basamaklarını bilişsel olarak takip edebilme kapasitesi yatar. Bu kültürün yerleşmediği kurumlarda sistemik sorun analizi yapılamaz. Sorunun kök nedenlerine inmek yerine, her zaman yüzeydeki “belirtiler” (sorunun doğurduğu sonuçlar) ile uğraşılır.

Hastalığı tedavi etmek yerine sadece ateşi düşürmeye çalışan bu yaklaşım, sorunların kalıcı olarak çözülmesini engeller. Hibe çağrısı geldiğinde de kurum, köklü bir çözüm mimarisi kurmak yerine, o anki belirtiyi bastıracak “tepkisel” ve altı boş fikirler üretir.

Proje kültürü olan kurumlar belirtileri değil, nedenleri görmeye çalışır.

2. Boşluk: Yarar Yerine “Faaliyet” Odaklılık

Proje ekosistemi oturmamış kurumlarda zihinler yaratılacak “değişime” değil, yapılacak “işlere” programlanmıştır. Bu da kurumları faaliyet odaklılık tuzağına düşürür.

  • Proje kültürü olan kurumda sorgulanan şey şudur: “Hedef kitlemizin hangi sorununu çözeceğiz ve onlara hangi kalıcı faydayı sağlayacağız?”
  • Proje kültürü olmayan kurumlarda ise sorgulanan şey şudur: “Bu bütçeyle ne alabiliriz, nereye gidebiliriz, hangi etkinliği yapabiliriz?”

Mantıksal çerçevesi olmayan bu yaklaşım, kurumun hibe rehberindeki uygun maliyetler listesine bakıp, sırf parayı harcamak için genellikle birbiriyle alakasız faaliyetleri alt alta dizmesine neden olur. Ortada harcanan bir emek ve bütçe vardır ancak günün sonunda yaratılan somut bir “yarar” veya çözülen bir sorun yoktur.

3. Boşluk: Sahadan Kopukluk ve “Masa Başı” Tasarım

Proje tasarım ve yönetimi kültürü, çözümün sahada, hedef kitleyle ve paydaşlarla birlikte geliştirilmesini şart koşar. Kültürün eksik olduğu kurumlarda ise düzenli bir veri toplama, izleme veya yararlanıcı ekosistemi yaratma çabası bulunmaz.

Yeni bir fon fırsatı doğduğunda yöneticiler masa başında toplanır ve sahadaki gerçeklikten tamamen kopuk, kendi varsayımlarına dayalı bir proje “uydururlar”. Hedef grubun gerçek ihtiyaçlarının analiz edilmediği, çözümün sorunu yaşayanlara rağmen tasarlandığı bu projeler, fon alsa dahi uygulama aşamasında sahada karşılık bulamaz ve beklenen etkiyi oluşturmakta zorlanır.

Oysa faaliyet, amaca ulaşmanın aracıdır, amaç değildir.

4. Boşluk: Sürdürülebilirlik ve Stratejik Vizyon

Proje üretmeyi sürekli bir kurumsal yaşam biçimi olarak görmeyen kurumlarda, proje departmanları yılın büyük bölümünde rölantide çalışır. Ta ki bir hibe çağrısı yayımlanana kadar.

Çağrı açıldığında kurumda adeta bir “kriz yönetimi” başlar. Zaman dardır, elde önceden çalışılmış bir veri veya sorun ağacı yoktur. Panik halinde, son teslim tarihine formu yetiştirmek amacıyla zorlama bir fikir ortaya atılır. Çağrılar kurumun stratejisini belirlemeye başlar. Bu durum, kurumun kendi stratejisini yöneten aktif bir aktör olmaktan çıkıp, hibe verenlerin rüzgârına göre savrulan pasif bir yapıya dönüşmesine yol açar.

Sonuç

Proje kültürü, hibe almak için geliştirilen bir beceri değildir. Kurumun düşünme, öğrenme ve sorun çözme biçimidir. Bu kültür yerleştiğinde güçlü projeler doğal olarak ortaya çıkar. Çünkü asıl başarı, hibe fırsatları kapıyı çaldığında paniklemek yerine aylar öncesinden sahayla birlikte tasarlanmış, sonuç ve yarar odaklı projeleri çekmeceden çıkarıp tereddütsüz kazanabilmektir.

Proje kültürü kuruma yerleşmediğinde ise en iyi hibe çağrıları bile beklenen sonucu vermez. Çünkü sorun başvuru formunda değil, kurumun düşünme biçimi ve yönetim yaklaşımındadır. Bu yüzden her ne kadar sürekli faaliyet gerçekleştiriyor olsalar da gerçekte sorunlarını tespit edip çözüm üretecek iç mekanizmalara sahip değillerdir.

Dolayısıyla, proje kültürü eksikliği yalnızca kaçırılan fonlar anlamına gelmez; kurumun tüm kılcal damarlarına sızan bir domino etkisi yaratır. Bu kültürden yoksun kurumlar yalnızca hibe projelerinde değil, stratejik planlamadan yatırım kararlarına, günlük operasyonlardan hizmet geliştirmeye kadar her adımda aynı hataları tekrar eder ve bu eksikliğin sonuçlarına katlanırlar.

Yeniden görüşünceye dek, “öğrenmeye devam edin!”


Kurumunuzda bu yönetimsel boşlukları kapatmak ve sürdürülebilir bir proje ekosistemi kurmak için nereden başlayacağınızı düşünüyorsanız, yalnız değilsiniz. Günü kurtaran faaliyetlerden, kalıcı yararlar üreten Avrupa Birliği standartlarındaki proje kültürüne geçiş yapmak için kurumunuza özel yol haritasını birlikte belirleyelim.

Yazar Hakkında

Baki Karaçay (MPA)

Proje Tasarım ve Yönetimi Eğitmeni, Danışman, ICF Mentör (iO Akademi) • Bağımsız Değerlendirici • 25+ yıl kurumsal deneyim sahibi Kamu Yönetimi Uzmanı (YL) ve Mühendis • Antalya Valiliği AB Projeleri Koordinatörü (2009-2020) • Avrupa Birliği Projeleri kitabının yazarı • Sosyal Psikoloji meraklısı • Fotoğraf gönüllüsü • Bağlama sanatçısı.

Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz