Gelişmiş Hukuk Düzeninin Temelinde Gelişmiş Kural Algısı Vardır

Gelişmiş Hukuk Düzeninin Temelinde Gelişmiş Kural Algısı Vardır

Neden kendi hakkımız yendiğinde adaleti savunurken, kendi çıkarımız söz konusu olduğunda kuralları esnetmeyi bir “zekâ” belirtisi sayıyoruz? Toplumları ileri taşıyan etken, daha fazla yasa değil, insanların kimsenin görmediği anlarda bile doğru olanı yapmalarını sağlayan gelişmiş kural algısıdır. Neden-sonuç ilişkisini kavrayamayan zihinlerin, güven toplumunu nasıl “güçlünün haklı olduğu” ilkel bir düzene dönüştürdüğünü inceliyoruz.

Bir önceki yazımda, temel bilimleri öğrenme ile günlük yaşamdaki davranışlarımız arasındaki görünmez bağdan söz etmiş, kırmızı ışıkta geçmek gibi sıradan görünen kural ihlallerinin temelinde aslında neden-sonuç ilişkisini kuramamanın, yani kural algısı eksikliğinin yattığını vurgulamıştım.

Yaşamımızın büyük bölümü görünmeyen kurallar üzerine kuruludur. Yerçekimi nasıl bizim ona inanıp inanmamamızdan bağımsız olarak işliyorsa, toplumsal yaşamın kuralları da bireylerin isteklerinden bağımsız olarak işler. Bu kuralları rastgele konulmuş engeller gibi görmek, onların mantığını anlamamaktan kaynaklanır. Sistemlerin nasıl çalıştığını kavramak, o sistemin bir parçası olan bireyin eylemlerinin nereye varacağını öngörebilmesi demektir. Bu noktadan hareketle bu yazıda konuyu, gelişmiş bir kural algısının toplumsal ölçekteki en üst yansıması olan hukuk düzenine taşımak istiyorum.

Devletin Yasakları Değil, Ortak Yaşamın Denklemi

Hukuk, sanıldığının aksine devletin insanlara yasaklar koyma isteğinin bir ürünü değildir. Hukuk, milyonlarca insanın aynı toplum içinde birbirinin hak ve özgürlüklerine zarar vermeden yaşayabilmesi için oluşturulmuş ortak düzendir. Kural algısı, bireyin bu devasa denklemin bir parçası olduğunu kavrayabilme yeteneğini geliştirir. Matematikte veya fizikte bir denklemin tek bir bileşenini yanlış değiştirdiğinizde nasıl tüm sonuç zincirleme değişiyorsa, hukuk düzeninde de kuralların kişiye, makama, duruma veya günün siyasi iklimi gibi faktörlere göre esnetilmesi, zamanla bütün sistemin dengesini bozar.

Kırmızı ışıkta geçen bir sürücü, o anki eylemini yalnızca birkaç saniye kazanmak gibi basit bir fayda olarak görebilir. Ancak o ışık, binlerce aracın, yayanın ve kentin güvenliğini sağlamak için büyük algoritmanın küçük ama vazgeçilmez bir parçası olarak oraya konulmuştur. Kural algısı gelişmiş bir zihin, tek bir kural ihlalinin bile sistemin bütünü üzerinde nasıl bir çatlağa yol açacağını kolayca görebilir.

İhlal Ederken Faydacı, Mağdurken Hukukçu

Gelişmiş bir kural algısının bireyde oluşturduğu en önemli davranışlardan biri hukuka saygıdır. Bu algıya sahip olan kişiler, yasaları yalnızca ceza almamak için uyulması gereken kurallar olarak görmezler. Hukukun, milyonlarca insanın haklarını ve özgürlüklerini aynı anda koruyabilmek için oluşturulmuş ortak bir düzen olduğunu bilirler.

Kural algısı gelişmemiş kişiler ise kendi çıkarlarıyla çatıştığında kuralları sorgularlar. Kırmızı ışıkta geçmeyi, sıraya kaynak yapmayı, vergi kaçırmayı, liyakat yerine ilişkilere güvenerek ayrıcalıklar elde etmeyi bir “zekâ” ya da “pratiklik” göstergesi sayarlar. Bunların her birinin yapıldıkça, toplumsal düzenin görünmez bağlarını biraz daha zayıflattığını görmez veya görmezden gelirler. Sonuçta aynı kişi, kendi hakkı ihlal edildiğinde hukukun eksikliğinden yakınır, ama trafikte önüne kırıldığında kuralların anında uygulanmasını ister, yaptığı ticari sözleşmenin arkasında devlet gücünü arar, malının ve canının mutlak güvende olmasını talep eder. Çünkü gelişmemiş bir kural algısı, kuralları evrensel ilkeler olarak değil, yalnızca işine yaradığında başvurulacak araçlar olarak görür.

Gelişmiş bir kural algısı ise hukukun en önemli işlevlerinden birinin “öngörülebilirlik” olduğunu kavrar. Yarın sabah evden çıktığınızda can güvenliğinizin sağlanacağından emin olmanız, o görünmez hukuk düzeninin sessizce işlemesine bağlıdır. Kural algısı zayıfladığında ise “Bir kereden bir şey olmaz” veya “Herkes yapıyor, ben neden yapmayayım?” anlayışı yaygınlaşmaya başlar. Böylece, kurallar ortak değer olmaktan çıkar, kişisel çıkarların önündeki engeller gibi görülür. Bu tür toplumlarda güven azalır, belirsizlik artar ve zamanla hukukun yerini güçlünün haklı olduğu ve korunduğu ilkel bir düzen almaya başlar.

“Yakalanır Mıyım?” Yerine “Bu Doğru Mu?”

Hukuka saygı, ahlakî bir tercih olmadan önce gelişmiş bir kural algısının gereği ve sonucudur. Hukuka saygılı toplumlarda insanlar “Yakalanır mıyım?” sorusundan önce “Bu doğru mu?” sorusunu sorarlar. Çünkü hukukun gücünün yalnızca mahkemelerden, kolluk kuvvetlerinden veya yaptırımlardan gelmediğini bilirler. Hukukun gerçek gücü, toplumun büyük çoğunluğunun kuralların ortak yarar için var olduğuna ve herkes için aynı biçimde uygulanacağına inanmasından kaynaklanır.

İşte bu yüzden toplumlar arasındaki gelişmişlik farkının önemli bir bölümü teknoloji, doğal kaynak veya parasal zenginlikle değil, toplumsal kural algısının ne kadar geliştiğiyle, başka bir deyişle bireylerin, kuralların neden var olduğunu ne ölçüde kavradıklarıyla ilgilidir. Kurumları güçlü yapan da, ekonomiyi güvenilir kılan da, demokrasiyi sürdürülebilir hale getiren de bu ortak bilinçtir.

Kimsenin Görmediği Anlardaki Adalet

Daha iyi bir yaşam istiyorsak, daha fazla kural koymaya ve daha yeni yasalar çıkarmaya değil, var olan kuralların ardındaki mantığı anlamaya ve anlatmaya gereksinimimiz var. Bir çocuğa matematiği öğretirken nasıl ki formülü ezberletmek yerine neden öyle çalıştığını kavratmaya çalışıyorsak, toplumsal kurallar için de aynı yaklaşımı benimsemeli, neden-sonuç ilişkisini göz önünden ayırmamalıyız. Çünkü gelişmiş bir kural algısı, kuralları ezberlemez, neden var olduklarını ve anlamını kavrayarak onlara uyar. Anlamı kavrandığı zaman, kurallara uymak bir boyun eğiş değil, ortak yaşamın sürdürülebilmesi için yapılmış bilinçli bir uzlaşmaya dönüşür.

Hukuk, herkese aynı uzaklıkta durduğu sürece güven üretir. Kuralların kişiye, makama veya ilişkilere göre değiştiği algısı oluştuğunda ise insanlar yasalara değil, güce yakın olmaya yatırım yapmaya başlar. Hukuk düzeni en büyük aşınmayı bu noktada yaşar.

“Hukukun üstünlüğü” dediğimiz şey, devasa mahkeme salonlarından çok, insanların kimsenin görmediği anlarda verdikleri küçük kararlarda başlar. Gecenin bir yarısı boş bir yolda kırmızı ışıkta durmakta, kimsenin denetlemediği bir sıraya saygı göstermekte, kimse fark etmeyecek olsa bile doğru olanı yapmayı seçmekte…

Unutmayalım ki kurallar bizi özgürlüğümüzden alıkoymak için değil, özgürlüklerimizin sınırlarını adil biçimde belirleyerek hepimizin aynı anda güvende kalmasını sağlamak için vardır. Nitekim, gelişmiş toplumları ileri taşıyan şey, daha fazla yasa değil, insanların kimsenin görmediği anlarda bile doğru olanı yapmalarını sağlayan gelişmiş kural algısıdır. Çünkü “uygarlık“, kırmızı ışıkta polis olduğu için değil, doğru olduğu için duran insanların oluşturduğu ortak yaşam kültürüdür.

Yeniden görüşünceye dek, “öğrenmeye devam edin!”

Yazar Hakkında

Baki Karaçay (MPA)

Proje Tasarım ve Yönetimi Eğitmeni, Danışman, ICF Mentör (iO Akademi) • Bağımsız Değerlendirici • 25+ yıl kurumsal deneyim sahibi Kamu Yönetimi Uzmanı (YL) ve Mühendis • Antalya Valiliği AB Projeleri Koordinatörü (2009-2020) • Avrupa Birliği Projeleri kitabının yazarı • Sosyal Psikoloji meraklısı • Fotoğraf gönüllüsü • Bağlama sanatçısı.

Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz