🎧 Podcast: Özet incelemeyi dinleyin.
Yıllardır proje tasarım ve yönetim eğitimleri veriyorum. Formlar değişiyor, programlar yenileniyor, bütçeler artıyor. Ama yapılan bazı hatalar hiç değişmiyor.
Bu durum, son zamanlarda eğitimlerime yeni boyutlar ekleme isteğini doğurmaya başladı. Şunu net görüyorum: Bazı konular teknik anlatılarla ilerlemiyor; yalnız form doldurmak, yalnız çağrı okumak yetmiyor. Bir noktadan sonra işin felsefesine yönelmek gerekiyor. Çünkü birçok proje önerisi, yöntem eksikliğinden değil, zihinsel ayrımların yapılmamasından başarısız oluyor. Yöntemden önce düşünceye, tasarımdan önce zihinsel ayrımlara odaklanmak, sadece “nasıl yazılırı” değil, “nasıl düşünülmesi gerektiğini” de konuşmak gerekiyor.
Temel Bir Zihinsel Ayrım
Önce temel bir zihinsel ayrımı netleştirerek başlayalım.
Birçok proje neden reddediliyor biliyor musunuz?
Çünkü iyi bir proje fikri, iyi bir proje tasarımı sanılıyor.
Oysa bunlar aynı şey değil. Biri ham madde, diğeri mühendisliktir.
Proje fikri, çoğu zaman zekânın ürünüdür: Zekâ, hız, örüntü kurma ve kavrayış kapasitesidir. Sorunu hızlı kavrar, bağlantı kurar, “buradan bir proje çıkar” dedirtir. Sahadaki görünmeyen boşluğu o görür.
Proje tasarımı ise aklın işidir: Akıl, ölçü, yön tayini ve denge becerisidir. O fikri ölçer, sınırlarını çizer, yapılandırır ve uygulanabilir hale getirir.
Zekâ şunu sorar: “Ne yapılabilir?”
Akıl ise şunu sorar: “Ne yapılmalı?”
Sık Yapılan Bir Hata
Proje dünyasında sık yapılan bir hata şudur: Fikir aşamasında gerekli olan zekâyı, tasarım aşamasında da aynı hız ve coşkuyla sürdürmeye çalışmak.
Tasarım aşamasında aklı devreye sokup “seçim yapmak” yerine, zekâyı kullanıp “üretmeye” devam edildiğinde sonuç genellikle hayal kırıklığı olur.
Sonuçta kapsam büyüdükçe büyür: Yönetilemeyecek kadar aşırı faaliyet, hedefle örtüşmeyen şişkin bütçe, mantık zinciri kopmuş, sadece “parlak fikirlerden” oluşan, değerlendirici için yorucu bir yığın metin.
Başarılı bir proje tasarımcısı bu iki kapasiteyi doğru aşamalarda devreye sokan kişidir: Zekâyı fikir aşamasında kullanır, tasarım ve yazım sürecinde aklı devreye alır. Bu nedenle, her fikri projeye dönüştürmeye de çalışmaz.
Sonuç
Zekâ fikri belirler, akıl ise o fikri doğru biçimde projelendirir.
Zekâyı ham potansiyel ve yaratıcılık (fikir), aklı ise bu potansiyeli gerçeğe dönüştüren strateji ve mimari (tasarım) olarak konumlandırdığınızda, proje döngüsü yönetimi (PCM) çok daha anlaşılır hale gelir.
Zekâyı hazırlıkta kullanın: Yenilik yaratmada zekânızı konuşturun. Özgünlüğü burada yakalarsınız. Zekâ projenin ardındaki yaratıcılığı yakalayan cevherdir.
Tasarım aşamasında aklı devreye sokun: Projenin stratejik kurgusunu ve kapsamını oluştururken, mantıksal çerçeveyi kurarken, riskleri ve varsayımları belirlerken “zekiyi” değil “akıllıyı” oynayın. Faaliyetleri optimize edin, bütçeyi rasyonel tutun, değerlendiriciyi yormayacak sadeliği bulun. Akıl sahnedeki ustalıktır.
Unutmayın: Güçlü bir fikir (zekâ) projeyi başlatır. Güçlü bir tasarım (akıl) projeyi kazandırır.


Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz