Ölümcül Kör Nokta: İyi Niyet Tuzağından Hukuk Devleti Gerçeğine

Ölümcül İyilikler: Nezaket Tuzağından Hukuk Devleti Gerçeğine

Kuralları çiğneyerek yapılan iyilik gösterileri çoğu zaman farkında olmadan ölümcül bir tehlikeye dönüşebilir. Peki ya bunu yöneticiler yapıyorsa? İyi niyet tuzağının bireysel bir hatadan toplumsal bir yıkıma nasıl uzandığını, hukukun yanında durmanın ve adaleti ayakta tutmanın neden her zaman gerçek iyilik olduğunu birlikte düşünelim.

Son zamanlarda trafikte garip bir şeyle karşılaşıyorum: Kural tanımayan nezaket gösterileri. İlk bakışta “ne güzel, insanlar birbirine yol veriyor” dedirtiyor, ancak içinde ciddi bir riski ve sistemik bir hatayı barındırıyor.

Tehlikeli Davet

Sahile inen yolda dört yol ağzındaki yaya geçidine vardığımda yayalara kırmızı yanıyordu. Durup bekledim. O sırada sol yanımdaki yoldan yeşil ışıkta geçerek bana doğru sağa dönen bir sürücü, geçip gitmek yerine önümde durdu ve eliyle bana “geç” işareti yaptı. Kendince bana öncelik tanıyordu, ancak yaptığı şey aslında bir iyilik değil, bir kuraldışılıktı. Yerimden kıpırdamadım ve kurala uyması gerektiğini hatırlatmak için elimle ona karşımda yanan kırmızı ışığı gösterdim: “Karar senin değil.”

Kendince bana öncelik tanıyordu, ancak yaptığı şey aslında bir iyilik değil, bir kuraldışılıktı.

bakikaracay.com

İyi ki de öyle yapmışım. O araç durduğunda, sol çaprazdaki yoldan gelen araçlara yeşil yanmıştı ve trafik hızla akmaya başlamıştı. Sürücünün aracı arkasından gelen diğer sürücülerle aramızda bir görüş engeli oluşturuyordu. Eğer onun nezaketine güvenip karşıya geçmeye çalışsaydım, kendimi arkasından hızla gelen trafiğin önünde bulacaktım. Bana iyilik yaptığını sanırken, aslında farkında bile olmadığı bir tehlikenin içine davet ediyordu.

Mikro İyilik, Makro Felaket

Bu olay, uzun zamandır anlatmak istediğim bir gerçeği çok açık biçimde gösteren bir örnek: Kuralları çiğneyerek yapılan “iyilikler” öngörülemeyen büyük tehlikeler barındırabilir. Yalnızca bir kişiyi düşünerek gereksiz nezaket uğruna sistemi askıya almak, fark edilmeyen yaşamsal riskleri peş peşe harekete geçirebilir.

Trafik, her yönden akan ve birbirine bağlı birçok hareketin oluşturduğu büyük bir sistemdir. Bu sistemde güvenlik, insanların kendi inisiyatiflerine göre değil, kurallara göre hareket etmesiyle sağlanır. Çünkü kurallar tek tek kişileri değil, herkesi aynı anda korumak için vardır.

Yayaya kırmızı size yeşil yanarken durup yol verdiğinizde onu korumuş olmazsınız; aksine farkında olmadan tehlikenin ortasında bırakabilirsiniz. Dahası, yeşil ışıkta beklenmedik şekilde duran bir araç trafiğin akışını bozarak arkadan çarpmalara, ani şerit değiştirmelere ve zincirleme risklere de neden olabilir.

Yönetimde “İyilik Tuzağı”

Bu durum yalnızca trafikle sınırlı değil. Dar görüşlü iyilik ve kuralsız nezaketin yarattığı körlük her alanda çok daha büyük zararların kapısını aralar.

Bir kurum yöneticisi düşünün. Nakit sıkıntısı çeken yerel bir üreticiye iyilik yapmak istiyor. Mevzuat ihaleyi zorunlu kılarken, yönetici iyi niyetle süreci hızlandırmak için yasal prosedürü atlıyor, işi hızlıca hallediyor. Görünürde bir sorun yok, hatta trafikte durup size “geç” diyen sürücü gibi yönetici de kendini güzel bir şey yapmış gibi görüyor. Esnafı desteklediğinden ve işi çözdüğünden emin.

Ancak o kararın kör noktasında sistemin geri kalanını etkileyecek riskler birikmeye başlar. İhaleye giremeden elenen diğer esnaf. Bir dahaki sefere “benim için de bir istisna” diyecek olan tanıdıklar. Ve en önemlisi, “kurallar herkese eşit uygulanmıyor” diye düşünmeye başlayan vatandaşlar.

Bir engeli aşmak için sistemi baypas etmek veya yalnızca belirli kişilere yarar sağlama niyetiyle kuralları yok sayan kararlar almak uzun vadede bütünsel güvenliği ve adalete olan güveni sarsan sistemik bir soruna dönüşür.

Bu durum tipik bir “dar görüşlü iyilik” örneğidir. Oysa geniş görüş, yalnızca karşındakini değil, verdiğin karardan etkilenecek herkesi kapsayan kolektif bir sorumluluktur. Ve işte bu sorumluluğun adı da hukuktur.

İyilik Tuzağından Hukuk Devleti Gerçeğine

Trafik de toplum yönetimi de ancak herkesin bir sonrakinin ne yapacağını bildiği, öngörülebilir bir güven ortamında işler.

Tek tek kurallara uymak gerekli ama yeterli değil. Toplumsal düzenin gerçekten işleyebilmesi için bu kuralların arkasında daha büyük bir şey olması gerekir: Herkesin güvenebileceği, kişiden bağımsız, öngörülebilir bir hukuk düzeni.

Asıl tehlike, elindeki gücü toplumun iyiliği için kullandığına inanan, hukuku, kuralları ve prosedürleri iyi işlerin önünde birer engel olarak gören kişilerden gelir.

bakikaracay.com

Ama bu düzeni en çok zorlayan, açık düşmanlar değildir. Asıl tehlike, elindeki gücü toplumun iyiliği için kullandığına inanan, hukuku, kuralları ve prosedürleri iyi işlerin önünde birer engel olarak gören kişilerden gelir. “Ben bilirim, ben hallederim” diyen bu zihniyet, trafikte size el sallayan sürücüden farksızdır: Niyeti iyi olsa bile, görüşü dardır.

Hukuk yalnızca bugünü düzenlemez, yarınları da güvence altına alır. Kuralların öngörülebilir olduğu yerde insanlar plan yapar, toplum gelişir, ortak gelecek şekillenir. Ve bir yöneticinin en kalıcı mirası, birine tanıdığı ayrıcalık değil, kuralların herkes için öngörülebilir biçimde işlediği bir sistem bırakmış olmasıdır.

Adaleti Ayakta Tutmak

Yazı boyunca değindiğim her sahne aslında aynı şeyi gösteriyor: İyi niyet, tek başına yeterli değil. Hatta bazen en büyük zararı iyi niyetliler verir. Yalnızca önlerini görüp, sistemi bir bütün olarak göremeyenler.

Bir ülkeyi ayakta tutan hukuk ve adalet zeminini iyilik bahanesiyle aşındırmak, yapılabilecek en büyük kötülüktür. Kısa vadede elde edilen kazanç veya sakınılan zarar ne olursa olsun, yasa ve kuralları esneterek hukuka olan güveni sarsmak topluma ve toplumun ortak geleceğine büyük hasarlar verir.

Hiçbir iyi niyet veya iyilik, hukukun yanında yer almanın ve adaleti ayakta tutmanın yerini tutamaz.

bakikaracay.com

Kuralsızlığın “iyilik” veya “pratiklik” maskesiyle normalleşmesi ve zamanla bir kültüre dönüşmesi, bir toplum için sessiz ama derin bir yıkımın başlangıcıdır.

Bu nedenle hem yöneticilerin hem vatandaşların her durumda hukukun sınırları içinde hareket etmesi, hem bireylerin hem de ülkenin geleceği için en sağlam ve en doğru yoldur. Çünkü hiçbir iyi niyet veya iyilik, hukukun yanında yer almanın ve adaleti ayakta tutmanın yerini tutamaz.


Yeni yazılarda görüşünceye dek “öğrenmeye devam edin”!

Yazar Hakkında

Baki Karaçay (MPA)

Proje Tasarım ve Yönetimi Eğitmeni, Danışman, ICF Mentör (iO Akademi) • Bağımsız Değerlendirici • 25+ yıl kurumsal deneyim sahibi Kamu Yönetimi Uzmanı (YL) ve Mühendis • Antalya Valiliği AB Projeleri Koordinatörü (2009-2020) • Avrupa Birliği Projeleri kitabının yazarı • Sosyal Psikoloji meraklısı • Fotoğraf gönüllüsü • Bağlama sanatçısı.

Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz