Bu sabah web’de karşıma iki dikkat çekici paylaşım çıktı. İkisi de farklı yerlerden konuşuyordu ama aslında aynı soruna işaret ediyor, kurumsal ataletin ve vizyon eksikliğinin iki farklı yüzünü aynı aynada birleştiriyordu.
İlki, 6-8 Mart’ta Palandöken Kayak Merkezi’nde düzenlenen ve dünyanın en saygın yarışmalarından biri olan FIS Snowboard World Cup üzerineydi. 15 ülkeden sporcuların katıldığı yarışlar Eurosport üzerinden dünyaya canlı yayınlanıyor. Yani dünyanın gözü o günlerde Erzurum’da.
Gazeteci Onur Sağsöz videosunda şu soruyu soruyordu: Böylesine büyük bir yarışmanın basın toplantısını kendi kentimizde, kendi ülkemizde canlı yayınlayacak bir dijital duyarlılığı neden gösteremiyoruz? Tanıtım toplantısını bile neden ilan edilen saatten yarım saat sonra başlatıyoruz?
Diğer paylaşım ise vizyonu olmayan insanlara misyon yüklemenin beyhudeliğini anlatan bir “mindset” (zihin yapısı) eleştirisi. Proje Uzmanı Banu Altın, LinkedIn gönderisinde, yıllarca kurumlarda vizyon ve misyon konuşulduğunu, ama çoğu zaman bunun web sayfasında yer alacak birkaç cümle üretmekten öteye geçmediğini söylüyordu. Değişime direnen bir düşünce yapısından söz ediyordu. “Bana verilen görev bu kadar” anlayışından.
Aslında bu iki paylaşım birbirinden kopuk değil. Tam tersine aynı gerçeğin iki ayrı yüzünü, gelişim yolculuğumuzun önündeki en büyük barajlardan birini gösteriyor.
Gelişmenin Görünmez Engeli
Gelişmenin kendine özgü bir “challenge”ı (meydan okuması) vardır.
Başlangıçta insanlar ulaşmak istedikleri düzeye bakar, daha iyisini ister ve ilerlemeyi alkışlar. Yeni düşünceler, yeni girişimler, yeni olanaklar heyecan yaratır.
Ancak bir eşik geçildikten sonra başka bir süreç başlar. Bazı kişiler veya yapılar –özellikle statükoyu ve belirli konumları elinde tutanlar– bu ilerlemeye ayak uydurmakta zorlandıklarını fark ederler. Kontrolün elden kaydığını, yeni koşulların yarattığı ışıltının altında kendi yöntem(sizlik)lerinin sönük ve yetersiz kaldığını ve artık aynı etkiyi yaratmadığını görürler. Dahası, eskiden kolayca göz boyayan yöntem(sizlik)lerin artık sorgulandığını da anlarlar.
İşte o noktada tehlikeli bir refleksle gelişmenin yönü değişmeye başlar. Daha üst düzeye sıçrayan başarılar bilerek karartılmaya ve ilerleme görünmez kılınmaya çalışılır. Böylece eski düzenin korunacağı varsayılır.
Çünkü görünür olan her başarı, eski düzenin zayıflıklarını da görünür hâle getirir.
Böylece görünürlüğü denetim altında tutma isteği, gelişmenin önündeki en güçlü engellerden birine dönüşür ve buradaki asıl sorun olmaya başlar.
Bir toplantıyı zamanında başlatamamak veya bir aktiviteyi görünür kılacak refleksi gösterememek yalnızca bir “organizasyon hatası” değildir; ilerlemeye direnmenin, “bize bu kadarı yetti” demenin bir tezahürüdür. Vizyonu web sitesine yazılan bir metinden ibaret sanan zihin yapısı, değişimi bir tehdit olarak gördüğü için o yöndeki gelişmeleri saklamayı tercih eder.
Gerçek Sınav: Görünürlüğü Engellememek
Gelişimin bu aşamadaki gerçek sınavı, üretilen başarıların ve değerlerin görünmez kılınmasına izin vermemektir. Bu da karşılaşılan bu tür engelleri aşabilecek stratejilerle mümkündür.
Bir kurumda veya bir kentte iyi işler yapılıyor olabilir. Başarılı çalışmalar, güçlü girişimler, nitelikli ekipler ortaya çıkmış olabilir. Ancak bunlar görünür değilse etkileri sınırlı kalır. Daha da önemlisi, görünür olmayan başarılar zamanla yok sayılır.
Bu nedenle gelişmenin bu aşamasında her şeyden önce uygulanacak en güçlü stratejilerden biri görünürlüğü kurumsallaştırmak ve bir sistem özelliği hâline getirmektir.
Başarıların ve iyi örneklerin ortaya çıkması kişisel çabaya bağlı kalmamalıdır. Çünkü kişisel çabalar kolayca bastırılabilir. Oysa iyi örneklerin açık biçimde ortaya konduğu, görünürlüğün kurumsallaştığı ve sistem hâline geldiği bir kültürde ilerleme artık saklanamaz bir hal alır ve durdurulamaz.
Görünürlük Aslında Bir Gelişim Stratejisidir
Yapılan bir araştırmaya göre profesyonel başarının %60’ı sunum, %30’u imaj ve sadece %10’u performansa dayanıyor. Performansınız %100 olsa bile, eğer görünürlüğünüz düşükse toplam başarı skorunuz beklediğinizin altında kalabilir.
Bugün kurumların, kentlerin ve toplulukların karşı karşıya olduğu sorun çoğu zaman kaynak eksikliği değildir. Asıl sorun, yapılan işlerin görünürlüğünün bir dizge hâline getirilmemiş olmasıdır.
Görünürlük yalnızca tanıtım değildir. Görünürlük bir gelişim stratejisi ve hatta profesyonel bir sorumluluktur. Çünkü görünürlük güçlü olduğunda, iyi örnekler çoğalır, insanlar yaptıkları işin anlamını görür ve gelişme bireysel çabalardan kurumsal bir güce dönüşür.
Uzun sözün kısası, mesele yalnızca iyi işler yapmak değil, o iyi işlerin görünmesini sağlayacak bir düzen kurabilmektir.
Unutmayalım: Görünür olan her başarı, yetersizliğin ve liyakatsizliğin en büyük düşmanıdır.
Yeni yazılarda görüşünceye dek “öğrenmeye devam edin!”


Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz