TFD11 – Kamera, Işık ve Fotoğrafın Oluşumu

“Ne kadar karmaşık yapmışlar şu kamerayı; butonlar, numaralar, kısaltmalar, bir türlü çözülmüyor.” Bir zamanlar herkes gibi belki sizin de böyle söylendiğiniz olmuştur. Aslında hepsinin detaylı açıklaması kılavuzlarında yeralır, ancak buradaki sorun, öğrenmeniz gereken şeyin ne olduğundan çok, nasıl öğrendiğinizdir. Yetişkinler olarak çoğumuz en iyi görerek ve yaparak öğreniriz. Bu dersten hemen sonra Temel Fotografi Derslerinden en iyi şekilde nasıl yararlanabileceğiniz ile ilgili önerilerimi aktaracağım. Şimdi, fotoğraf çektiğimizde kamerada ne olur ve fotoğraf nasıl oluşur gibi iki önemli konuyu birkaç dakika içerisinde kavrayacağınız kolaylıkta görelim.

Kameranızı tanımaya başlayın

Kameralarımız temelde bir gövde ve bir objektiften (lensten) ibarettir. Bu kadar basit. Kameramızla yaptığımız şey, içeri giren ışığı kontrol ederek görüntü oluşturmaktır.

Kameranın görmesi

Karanlıkta hiçbir şey görmeyiz. Çünkü görmemiz, karanlıktaki nesneler üzerinden gözümüze “ışığın” ulaşması sayesinde mümkündür. Diğer taraftan, ışık ne kadar çoksa, ortamı o kadar aydınlık görürüz. Dijital fotoğraf da benzer şekilde kameramızın karşısındaki görüntüyü görmesi, algılamasıdır. Fotoğrafın oluşumunu sağlayan ana yapı “sensör” dediğimiz kameramızın gövdesi içinde, en gerideki “ışık algılayıcı”dır. Sensörün görebildiği ışık, kamerada “görüntü” olarak kaydedilir. Dolayısıyla fotoğrafın oluşumunu, kameranın —sensörün— “görmesi” gibi kabul edebiliriz.

Işık ve fotoğraf

Lensimizin önündeki kapak açıkken, bulunduğumuz ortamdaki ışık lensimizden içeriye girmeye başlar. Ortamdaki ışığın ne kadarının içeri gireceğini belirleyen ilk unsur diyafram aralığının genişliğidir. Ancak sensörün önündeki “perde” (diğer adıyla “örtücü”) normalde kameramızda kapalı durduğu için ışık diyaframdan içeri girse de sensöre ulaşmaz. Dolayısıyla sensör normalde sürekli karanlıkta kalır ve hiçbir şey görmez.

Aydınlık bir ortamda fotoğraf çekmek için deklanşöre bastığımızda “perde” bir anda şip-şak açılıp kapanır ve böylece lensimizdeki diyafram aralığından gelen ışığı (ve dolayısıyla dışarıdaki görüntüyü) sensörümüz anlık sürede görmüş olur. Sönsörün o görme anında elde ettiği aydınlık, dijital veri formunda ekranda göreceğimiz fotoğrafı oluşturur. Kamerada işlenen bu veri hafıza kartına kaydedilir.

Temelde iş bu kadar kolay. İnsanın görmesine benziyor, değil mi? Gözümüz kapalıyken hiçbir şey görmüyoruz. Göz kapağımızı bir anda açıp kapadığımızda karşımızdaki görüntüyü algılıyor ve hafızamıza kaydediyoruz. Işığın az olduğu ortamlarda göz bebeğimiz (iris) –diyafram gibi– genişler ve daha fazla ışığın algılanması sağlanır. Ortam çok aydınlıksa bu kez göz bebeğimiz –diyafram gibi– kısılır. Normalde göz kırpma süremiz 1/20 saniye olarak hesap edilmiştir. Bu süre, göz kapağımızın açılıp kapanma hızının sonucudur. Buna göre kameralarda “perde hızını” düşünmeye çalışın. Perde, 1/20 saniyede açılıp kapanabildiği gibi, 30 saniye süreyle açık da kalabilir, 1/4000 saniye gibi çok daha kısa, anlık sürelerde de bunu yapabilir. Perdenin açık kalma süresine “enstantane” diyoruz. Göz kapağımızı kısık tutabildiğimiz gibi, diyafram aralığının ebadını da ayarlayabiliyoruz. Öte taraftan ışığın az olduğu karanlık ortamlarda görüntüyü seçebilmek, yani algılayabilmek için “daha uzun sürelerde” bakmamız gerekiyor. Fotoğrafta böyle uzun süreli bakışa “uzun pozlama” diyoruz; saniyelerce hatta dakikalarca sürebilir.

En sade anlatımla kamera, ışık ve fotoğrafın oluşumunun esası bu. Sıra geldi fotoğrafın en can alıcı konusu olan pozlamaya. Pozlama konusunu en kısa sürede kolaylıkla kavramanızı sağlayacak dersimize hazır olun.

Tekrar görüşünceye dek… Fotoğraf çekmeye devam edin!

Takip edin

Baki Karaçay

20 yılı aşkın süre profesyonel tecrübe sahibi Mühendis ve Kamu Yönetimi Uzmanı. Halen AB Projeleri Koordinatörü ve Proje Döngüsü Yönetimi Eğitmeni görevlerini yürütüyor. Fotoğraf çekmeye üniversite yıllarında, dijital fotoğrafa ise yoğun olarak 2011'de başladı. ANFAD Temel Fotografi Eğitimlerinde Çekim Teknikleri ve Kompozisyon dersleri veriyor.
Takip edin