Proje Hazırlama ve Uygulamada Neden Bu Kadar Zorlanıyoruz?

Uluslararası hibe programları ve özellikle Avrupa Birliği (AB) projeleri tanınmadan çok daha önceleri “proje” dendiği zaman genellikle aydınger rulolardan açılarak sunulan “mimarî çizimler” anlaşılırdı. Yoğunlukla ikibinli yıllarda yerel düzeyde uygulanmaya ve günlük hayatımıza girmeye başlayan AB projeleriyle proje algımız da değişmeye başladı. Ancak bu değişimle birlikte eksik bilgiden kaynaklanan bazı yanlış kullanımlar da yaygınlaştı. Günümüzde dahi örneğin akla gelen bir “temenninin”, bir “fikrin” ya da bir “faaliyetin” proje diye sunulabildiğine tanık oluyoruz. Bunun sebepleri var tabi. Öte yandan, Avrupa Birliği başta olmak üzere, biliyoruz ki uluslararası hibe programları terminolojisinde kullanılan “proje” kavramının kapsamı bunların çok ötesinde. Her ne kadar birçok yerde bu projelere hâlâ asıl işlerin yanında yan işlermiş gibi bakıldığını görsek de aslında proje hazırlama ve uygulama süreçlerinin tamamen uzmanlık ve yoğun emek gerektiren meslekî beceri alanları olduğunun da artık farkındayız. Ancak alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değil. Mevcut donanımımızla projeleri zaten yapabileceğimiz varsayımı ile bazen hiç bir eğitimini almadan işe başlamamız proje hazırlama ve uygulama süreçlerimizi zorlaştırıyor; bu bir. 1- Eğitim almamak ve bilgi eksikliği.

Hadi varsayalım gerçekten birikimimiz eğitim almadan da bu işleri yapmaya yetecek düzeyde. Ancak gel gör ki sözkonusu programların hepsi bir değil, her birinin kendine özgü kuralları var. Onları öğrenebileceğimiz, bize burada yol gösterecek temel bir kaynak da var elbette: Hibe Rehberi. Ne var ki okumayı çok seven bir kültürde de yetişmiyoruz. Okuma zahmetine katlanmak yerine kulaktan dolma verilerle kısa yoldan bilgi sahibi olmaya kalkışmamız, proje hazırlama ve uygulamada sıkıntılar yaşamamızın nedenlerinden ikincisi. 2- Araştırmamak, okumamak.

Üçüncüsü ise, okusak da zaten bir çırpıda kavranacak gibi değil ve öyle bir okumayla uzmanlaşmak da sözkonusu değil. Deneyim gerektiriyor. Uzmanlaşmayı gerektiren bir disiplin. 3- Zamana ihtiyaç var.

Tüm bunların ötesinde, aslında çok daha temel bir sebep, biliyoruz ki “projecilik” bizim çalışma kültürümüzde ürettiğimiz bir metot veya araç değil, altyapımızdan gelmiyor. Üç kelimelik atasözümüz bizim çalışma metodolojimizi özetliyor: “Göç yolda düzelir.” Doğruyu söylemek gerekirse o da dinamik bir metot. Ancak günümüz küresel koşulları, yolda düzelmek yerine artık “geleceği şimdiden öngörmemizi” ve ona göre koyacağımız hedeflere bizi ulaştıracak planlara sadık kalarak yol almamızı zorunlu hale getirdi. “Plan”, “program” ve “projeye” dayalı çalışma kültürünün işlediği toplumların daha hızlı kalkındığını ve daha iyi yaşam standardı yakaladıklarını gördük. Eğer geleceğimizi biz öngöremiyorsak, bizden önce öngörenlerin planlarının parçası olmaktan kurtulamıyoruz. Ancak dikkat edin, “plan”, “program” ve “proje”, bunların üçü de ithal kavramlar, bize özgü karşılıkları yok. O yüzden yönetim süreçlerine uygun hareket etmede ve uyum için gereken dönüşümü göstermede zorlanıyoruz. Ama artık boşvermemiz de mümkün değil, biliyoruz. Hele bir de Avrupa Birliği sürecimiz bunları yerel düzeyde bile zorunlu hale getirince… O halde, tekrar baştaki vurguya geldik. 4- Alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değil.

Genel durum bu. Eskilerin deyimiyle, hali pür melalimiz. Gelişmeler yok değil elbette. En azından sorunu analiz etmek, çözümün yarısından fazlasıdır.

Bir sonraki yazımda sorun analizinin önemi ve kazanımlarından bahsediyorum. Görüşmek üzere.

Bu bilgilerden Facebook, Twitter, LinkedIn, Google+ gibi sosyal medya çevrelerinizi de haberdar etmek isterseniz, lütfen aşağıdaki renkli ikonlara tıklayarak beğenin, paylaşın ve yorumlayın! Ayrıca email grubumuza üye olmaktan çekinmeyin; spam mail almaktan ben de hoşlanmıyorum. Zaman ayırdığınız için teşekkürler.

Sonraki

Takip edin

Baki Karaçay

20 yılı aşkın süre profesyonel tecrübe sahibi Mühendis ve Kamu Yönetimi Uzmanı. Halen AB Projeleri Koordinatörü ve Proje Döngüsü Yönetimi Eğitmeni görevlerini yürütüyor. Fotoğraf çekmeye üniversite yıllarında, dijital fotoğrafa ise yoğun olarak 2011'de başladı. ANFAD Temel Fotografi Eğitimlerinde Çekim Teknikleri ve Kompozisyon dersleri veriyor.
Takip edin

2 thoughts on “Proje Hazırlama ve Uygulamada Neden Bu Kadar Zorlanıyoruz?”

  1. Üstad, merhabalar

    Toplumsal yapımız hep yolda birşeylere karar vererek göçü düzeltmek üzerine olunca belirsizliklerle yaşamaya çabalıyor, değişim ve gelişimde zorlanıyoruz.

    Çok doğru diyorsun biz geleceğimizi öngörüp planlama yapamazsak başkalarının yaptığı plân ve projelerin parçası olarak pozisyon almak zorunda kalıyoruz.

    Aynen artık mızrak çuvala sığmıyor. Gelişimin yolu iyi plan ve projeler yapabilmekten geçiyor. Belirsizliğe ve ummaciliga yer bırakılmayan on yıllar öncesinden yapılan plânlarla yol alınan bir dünyada yasar hale geldik. Hele hele artık teknolojinin bu kadar hayatın içine dahil olduğu bir durumda belirsizlikler hiç çekilmiyor.

    Bunu birkere gördük ya; çevremizdeki her problemin çözümü, her potansiyelin proje olarak bize ve ülkemize neler kazandırabileceğini düşünmeye başladık. Ancak bu konuda donanım yetersizliğini sayende giderebilenler çok şanslı diye düşünüyorum.

    Ama seni tebrik ediyorum, çünkü uluslararası iletişim yeteneginle bence şu anda tam da hizmet verebileceğin noktada görev yapıyorsun. Toplumsal dönüşüm ve gelişim sürecinde hizmet veriyorsun.

    Tabii ki bu kademe sana yetmez. Önümüzdeki süreçte daha üst kademelerde görmek ve toplum olarak hizmetlerinden yararlanmak isteriz.

    Seni yazılarınla takip ediyorum. Başarılarının devamını diliyorum.
    S.K.

Comments are closed.