Proje / Yönetim Web / Bilgisayar

Dijital Platforma Geçmek İçin Önemli Sinyaller 

Kalkınmış dünya daha önce hiç olmadığı kadar dijital teknolojinin gücünü öne çıkardı. 2016’da en büyük pazar payını 5 dijital teknoloji firması aldı. Dijital dünyada yerimizi almamak, günün gerisinde kalmakla aynı anlama geliyor.

Fosil yakıt şirketlerinin son 15 yılda “fosilleştiğine” dair geçenlerde İnternet’te ilginç bir yazıya rastladım. Pazar payı en çok büyüyen 5 dijital teknoloji firmasını konu alan yazının başlığında, petrol baronlarının yerini artık silikon vadisinin zeki çocuklarının aldığı vurgulanıyordu.

Dijital değişimin yükselen ayak sesleri

Yazıdan alıntıladığım aşağıdaki görselde 2001’den itibaren beşer yıllık aralarla ABD’de en büyük pazar payını tutan beşer şirketi görüyorsunuz. Önceki yıllarda Exxon, General Electric, Shell, Total gibi enerji firmalarının yerini bugün dijital teknoloji firmaları almış durumda: Apple, Alphabet (Google), Miscrosoft, Amazon ve Facebook (yeşil renkli olanlar).

Dijital dünyadaki yerimiz

Yazıyı okurken, bunun, site ziyaretçilerimi neden bir web sitesi / blog kurmaya yönlendirerek, dijital dünyada yer almaya teşvik ettiğime dair önemli bir açıklama olabileceğini düşündüm. Ayrıca eğitimlerini verdiğim Avrupa Birliği projelerinin de konuya gönderme yapabileceğim bir yanı vardı. Sonuçta bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

Pazar Payına Göre En Büyük Şirketler (2016’ya dikkat!):

Courtesy of: Visual Capitalist

 

Biz daha çok neye yatırım yapıyoruz?

Yatırım yapmaktan bahsettiğimizde çok az insanın listesine dijital teknolojinin gireceğini tahmin ediyorum. Yeterli parasal kaynağa ulaşan çevremizdeki çoğu kişinin kazançlı yatırım olarak hâlâ ilk sırada bir gayrimenkul sahibi olmak isteyeceğini söylemeye gerek yok. Ülke boyutunda da bakış açımız pek farklı değil: En büyük yatırımlarımız yol, köprü, bina gibi inşaatlar. Oysa grafik, kalkınmış toplumlarda bırakın inşaatı, enerji yatırımlarının bile eski gücünü kaybettiğini gösteriyor.

Teknoloji neden ilgi odağımız değil

Bir anekdotla devam edeceğim. Temmuz ayının ilk haftasında Antalya Teknokent’te “Avrupa Birliği Projeleri Hazırlama ve Uygulama Süreçleri” konulu bir seminer verdim. Seminere katılan bir firma temsilcisi, Avrupa Birliği hibeleriyle uygulanan projelerde bugüne dek hiç teknolojiye yönelik bir faaliyet duymadığını belirterek biraz yakınmada bulundu. Gerçi aynı hafta içinde Antalya Teknokent adına Rekabetçi Sektörler Programı Çağrısına Ar-Ge faaliyetleri için araştırma, teknoloji geliştirme ve yenilik çerçevesinde henüz bir proje başvurusu yapmıştık ancak, doğrusunu söylemek gerekirse bu yakınmada haklılık payı da yok değildi. Zira gerçekten de yerelde uygulanan projelerin tematik konuları genellikle sosyal hayata dair temel değerlerin iyileştirmesine yönelikti.

Antalya Teknokent proje hazırlama ekibi işbaşında

Antalya Teknokent proje hazırlama ekibi ile işbaşında

Ancak öte yandan, örneğin “Mesleki Eğitimin Güçlendirilmesi” gibi bir AB hibe programını ele aldığımızda, ileri teknolojiyi kullanan meslek gruplarının Avrupa’daki faaliyetlere katılımının ve oradan iyi bir uygulamayı ya da yeniliği transfer etmelerinin önünde bir engel yoktu! Hatta Erasmus+ Mesleki Eğitim Programı kapsamında Yenilik Geliştirmeye Yönelik Stratejik Ortaklıklar (Development of Innovation) kategorisinde, özellikle yenilikçi çıktılar üretmeye yönelik projeler desteklenmekteydi.

AB Ufuk 2020 Hibe Programı

Bunlar yanısıra, Avrupa Birliği’nin bilimsel ve uygulamalı araştırma, geliştirme ve inovasyon projelerine destek olmak üzere 2014 yılında uygulamaya koyduğu Ufuk 2020 isimli Araştırma ve İnovasyon Çerçeve Programından bahsettim. 2020 yılına kadar Türkiye’deki kuruluşların da yararlanabileceği, bilim ve teknoloji odaklı Ufuk 2020, bugün dünyanın en yüksek bütçeli (80 milyar Euro) hibe programı olma özelliğini taşıyor. Türkiye’den üniversiteler, araştırma merkezleri, sanayi kuruluşları, KOBİ’ler, Ar-Ge merkezleri, STK’lar, belediyeler, teknoloji ofisleri, kalkınma ajansları, bireysel girişimciler, araştırmacılar programdan yararlanabiliyor. (Ufuk 2020 hakkında daha geniş bilgiye ulaşmak için buraya tıklayın.)

Uygularsak sonuç ve faydasını göreceğiz

Bu bilgiler ışığında baktığımızda, aslında AB hibe programları teknolojik yenilikleri desteklemiyor değildi. Ancak biz bu yönde yeterince yararlanamıyorduk ve de bu durumdan Avrupa Birliği hibe programlarını sorumlu tutma eğilimindeydik. Bu durum karşısında, bir hususun altını tekrar çizme ihtiyacı hissettim ve Avrupa Birliği diye isimlendirilen örgütün, sorunlara otomatik çözüm bulma ve kapısına gelenlerin sorunlarını halledip geri gönderme mekanizması olmadığını vurguladım. Zira AB çeşitli yardım araçları ve programlarla destek sağlasa bile bu araçları kullanarak yaşam standartlarımızı iyileştirecek olan yine kendimiziz. Yararlandığımız hibeler ve uygulanan projeler bu yeniliklerin veya iyi uygulamaların yaygınlaştırılması için önemli araçlardır ancak, teknoloji kullanımı yönünde iyileştirmeler veya eksiklerin / sorunların çözümü ne bu uygulamalarla gerçekleşecektir ve ne de Brüksel’den gelen yetkililer tarafından sağlanacaktır. AB normları, biz onları hangi düzeyde kendi hayatımıza uygularsak o düzeyde sonuç ve fayda vermektedir. Eğer bu gerçeği gözden kaçırmazsak fark ederiz ki kendimizle ilgili yaşam standartlarını iyileştirmesini beklediğimiz Avrupa, artık başkaları değil bizleriz! (Bu konudaki önceki yazımı okumak için buraya tıklayın.)

Dolayısıyla projelerimizde olduğu gibi yatırımlarımızda da teknolojiye öncelik verecek olan başkaları değil, bizleriz. Tüm iyileştirmeleri, toplum olarak bizler, daha fazla, daha etkin çalışarak, daha nitelikli işler yaparak ve metotlar uygulayarak kendimiz gerçekleştirmek zorundayız. Kalkınmış toplumları veya örgütleri neden daha iyi ve daha fazla “insanlık yapmıyorlar” diye kınamanın bir tutarlılığı yoktur.

Ne var ki bunu aşsak bile Ortadoğulu tarafımız genellikle eksiklerimiz ve başarısızlıklarımızdan bu kez yönetici ve siyasetçilerimizi sorumlu tutma eğilimini ortaya çıkaracaktır. Oysa etrafınızdaki çalışma arkadaşlarınıza veya akrabalarınıza, her kime isterseniz sorun bakalım, kaçının siyasetçi ve yöneticilerimizden farklı bir yaklaşımı veya bakış açısı var?

Dijital dünya hızla büyüyor

Daha önce hiç olmadığı kadar, dijital teknoloji gücünü öne çıkarmış durumda. Teknolojiyi yakından takip etmemiz gerektiğini sürekli duyuyoruz. Öte yandan web sitesi sahibi benim gibi az sayıda kişi de çevremizdekileri en azından bir web sayfası yapmaya teşvik etmeye çalışıyoruz. Çünkü insanımızın kişisel veya kurumsal bir site ile zaman kaybetmeden dijital dünyada yerini almasını ve günün gerisinde kalmamasını istiyoruz. (Bunun getireceği sayısız kazanımlara, web sitesi kurmaya yönelik email kurslarımda genişçe değiniyorum.) Bu satırları okurken bir web sayfası ile yüzbinlerce liralık gayrimenkul yatırımını kıyaslamayı abes buluyor olabilirsiniz. Ancak şunu samimiyetle söyleyebilirim: İlgilendiği alanlarda kendi varlığını hissettirmenin ötesinde, online bir platform sayesinde bir kişi veya kurum günümüzde hayal edemeyeceğiniz başarılara imza atabilir. Hatta neredeyse sıfır sermaye ile tahmin edilemeyecek kazançlara ulaşabilir.

Google verileri

Google verilerine göre 2017 itibariyle Dünya’da nüfusun yarısı İnternet erişimine sahip. Ülkemizde İnternet kullanım oranı, Avrupa ülkeleri ortalamasına (%75) yakın. Bu kullanıcıların neredeyse tamamı (%95) mobil aboneliğe sahip. Artık televizyondan daha çok bilgisayarlarımızın ekranlarına bakıyoruz. Milyonlarca kullanıcı her gün sosyal sitelerde veya YouTube gibi web sitelerinde video izliyor. Eğitim kurumları YouTube’a taşınıyor. Ayrıca kullanıcılar sosyalleşmek için İnternet’te saatler harcıyor. Satın alma öncesi aramalar yapmak (%68) ve iş aramak (%67) İnternet’i vazgeçilmez kılan etkenler listesinin başında geliyor.

Dijital dünyada kullanıcıların yaklaşık yarısı online satış mağazalarını ziyaret ediyor, online alışveriş yapıyor. 2016 yılında Ülkemizde yaklaşık 30 milyon kişi tarafından İnternet üzerinden yaklaşık 30 milyar TL’lik ürün ve hizmet alımı gerçekleştirilmiş. İnternet’te bilgi arama ve fiyat araştırması gibi eylemlerin ön sıralarda yer alması, potansiyeli hâlâ tam olarak açığa çıkartılmamış büyük bir pazarın sinyallerini veriyor. Dijital dünyada tüketici sayısının bu kadar yüksek olması, kişilerin ve işletmelerin dijital platforma geçiş yapmasını artık vazgeçilmez kılıyor. Bu trend karşısında, piyasada tutunabilmek için çok yakında her işletmenin aynı zamanda bir online satış sitesine kavuşacağını göreceğiz.

Öyleyse…

Ortada böyle bir sektör varken, bırakın yukarıdaki firmalarla rekabet etmeyi, yanlarında ismi anılacak bir firmamızın dahi olmaması, henüz bir yazılım bile geliştirmemiş durumda bulunmamız, üzücü bir durum. Ülke olarak bu işlere yatırım yapmıyor olmamız, bu ülkenin insanları olarak bunu göremiyor olmamız veya görsek de ağırdan alıp bu yönde harekete geçmiyor olmamız, daha da üzücü. Az sayıda insanın sürpriz beceriler sergilemesi yetmiyor, güncel kalmak ve üretime katkı sağlamak hepimizin sorumluluğu olmalı. Günün gerisinde kalıp kaynaklarımızı artık global ölçekte zayıf yatırımlar için sarfetmek, dışa bağımlılığı sürdürmeye katkı yapmaktadır. Kalkınmış ülkelerin politikalarını veya kendi siyasetçi ve yöneticilerimizi kınayarak, kötüleyerek de sorunlarımızı çözemeyiz. Sorumluluğu kendimizde aramalıyız. Biz ne isek yöneticimiz de o, siyasetçimiz de. Öğrenmeyi ve çalışmayı sevmez, kısa yoldan zengin olmayı hedefler, vizyonsuz kalırsak, pahasını refahımızla öderiz. Ve ne yazık ki bu halimiz, vizyon sahibi, uygar toplumların refah içinde yaşadıkları gerçeğini de değiştirmez.

Paylaşmak önemsemektir.

Yazar Hakkında

Baki Karaçay

20 yılı aşkın süre profesyonel tecrübe sahibi Mühendis ve Kamu Yönetimi Uzmanı. Halen çokuluslu AB projelerinde Koordinatörlük ve Proje Döngüsü Yönetimi (PCM) Eğitmenliği görevlerini yürütüyor. Gönüllü olarak fotoğrafçılık, kayak ve bağlama dersleri veriyor. Ödüllü fotoğrafları ve yayınlanmış yazıları var.

Yorumunuzu Ekleyebilirsiniz